=o))

Mutlu ol, iyi bak kendine:S

Blogun bannerinda yazan son kullanma tarihini 3 gun kadar gecsem de
basladigim isi bitirmek adina son girislerimi yapiyorum sevgili okurlar ::
(15 kisi falan :: ) Gelir gelmez dört bir yanimi saran aile saadeti ve ortalikta
dönen telaşlar, bana buraları unutturdu desem yeridir...
Madrid sonrası Dortmund'a donusumuz kolay olsun diye ucagimiz Brüksele
ucuyordu ve dolayisi ile yarim gunluk bir Brüksel turu yapabilme şansini da
elde etmiş olduk.. Oh be diyorum bu arada türkçe q klavyeyi özlemişim...
İstediğim her harfi yazabiliyorum :S ...
Şüphesiz, en çok içimde kalan şey, yazdigim interrail notlarini fotoğraflar ile
güncelleyemememdi.. O zor koşullarda deliren, trenlerde danseden, sokaklarda
uyuyup sabahlayan pis tipleri görmenizi isterdim...( yani bizi)
O üç hafta kimi zaman 3 yıl kimi zaman 3 gün gibi geldi bize.. Ve daha yolculuğun
yarısındayken bir sonraki gezinin planlarini yapmaya başladık...
Programı iyi yapıp istikrarlı olduğu sürece insanin gezemeyeceği göremeyeceği yer
yok ona karar verdik...Gereksiz masraflardan kaçınılıp kıyıya köşeye atılan ve sene
sonuna kadar biriktirilen paralar ile bile insan 1 hafta 10 günlüğüne de olsa bir yere
gider bir ülke görür en azından... Maksat gözde büyütmemek ve işe koyulmak..
Tabi o tren yolculuklarının yorucu yanlari da var.. Mesela 80 saat tren yolculuğu
yapmişiz hesaplarimiza göre.. Yuh!.. Ama zaten aksilikleri sorunları ile güzel olan
bir serüvendi yani..İşin garibi gurbetin gurbetindeyim demiştim bi ara.. Hakkaten de
öyleydi.. Dortmund'u çok özlemiştim.. Ta ki gidene kadar..
Gezdiğim yerlerden sonra oraya tekrar gidince oranin kafamda çoktan ölmüş oldugunu
anladim aslinda.. Tabi ki gittigin yer, erasmus şamatasi oldugu sürece önemli değil..
Ki üstelik biz Hollanda ve Belçika sınırına çok yakın ve çok eğlenceli bir yerdeydik ama
şehir biraz kasvetliydi.. Yine de orayi terk edene kadar hayatimin en önemli tecrübelerini
yaşadiğim yerdi orasi... Farkına vardığım, keşfettiğim şeylerin haddi hesabı yok
gerek kendi içimde gerek hayata dair... Ha dile getir desen getiremem o ayrı :D...
Ama gitmem için yaptigimiz onca masrafı 5 e katlayan bir yarar ile dondum kesinlikle...
Turkiye'ye donmeden once çok kaygım vardı. Buraya adapte olabilirmiyim ya olamazsam
falan diye... Ama gelir gelmez, aynı zamanda burada da yaşadigimi, buradaki hayatımın
- tıpkı daha once erasmusa giden arkadaslarimin soyledigi gibi - oldugu gibi kaldigi
yerden devam ettigini farkettim.. Buradaki tercihler, buraya ait aliskanliklar, buradaki
maceralar.. Tek farki, yurt disinda gecen 5 ayin - gerek meslek, gerek hayat adina -
bana kattiklari... Bi de hani şöyle bir geyik vardır işte ''Ben buraya aidim'' falan dersin
özlediğin memleketin hakkında.. Aslında sen oraya ait değilsin orası sana ait...Orası zaten senin yıllarını geçirdiğin yer ve senin..30 sene sonra dönsen de senin olacak..
Bir diğer düşüncem de alışamayacağımız, yaşayamayacağımız yer yok.. Buna inandım ben::
Hani ben burda yapamam ben oraya gidemem falan yok.. Paşa paşa yaşıyosun...
Dediğim gibi sana ait olan yerde yaşamaya devam ediyorsun beyninde aynı zamanda ama
o bir zamanlar yabancilik çekip yavaş yavaş alışmaya başladığın gurbet ellerde, oranın
kültüründen benimseklerinle kendine bir hayat yaratmaya başladığını farkettiğinde
dünyalar senin oluyo adeta.. O zaman anlıyorsun yapamayacağın bir bok yok hayatta..
Alışamayacağın bir şey yok.. Veya artık küçük ve mütevazi idealleri olan ' 1 ülkenin 1 şehri-
nin 1 insanı' değilsin.. Bir dünya insanısın...
Lan insallah gitmek isteyenlerin kafasında bi fikir oluşmasına biraz da olsa yardımcı
olmuşumdur.. O zaman dünyalar benim olur... İsterdim bu bloğu daha güncel tutmak, mes-
leki şeyler ile daha fazla donatmak, fotoğraflar ve videolar ile doldurmak...
Ama benden bu kadar kardeş.. Bizden haber aldınız, fikirlerimizi okudunuz ::: Tamam ! :D
Kassam beni takip eden insanların adını şuraya yazar, bir bir teşekkür ederim ama haah
ara sıra takip edenlere de teşekkürler burdan :: Gerçi ben niye teşekkür ediyorsam ahhaha
isteyen okur isteyen okumaz ::

Herkeze sevgilerr hürmetler en içten:::

Lisbon - Porto - Madrid :S

. Trende en kotu, ama en kotu kosullarda yolculuk yapmak... Nasil mi?
Kfc yemekte olan japonlarin ondeki bozuk koltuklara oturmak, Koltuklarin
ondeki koltuklar ile birbirine bakiyor olmasi ve onumuze uzun boylu zenci
iki kardesin gelmesi, onumdeki ablanin gece boyunca deliksiz uyumasi ve
zaten bozuk olan koltugumun altina ayaklarini uzatmasi ve benim gece bo-
yunca koltuk bozuk oldugu icin kizin uzerine dogru kaymam.. Sonraa,
koltuklarin ergonomi denen kavramdan nasibini almamis olmalari ve kafamin
gece boyunca one dogru dusmesi ve vagonu buz eden, durmadan calisan klima..

. Portekiz´e varir varmaz, neye ugradigini sasirmak, kafamdaki Portekiz´den
bir hayli farkli bir manzara ile karsilasmak...

. Eski otesi sokaklar, En yeni binanin en az 100 yillik olmasi, Turk insanini acaip
andiran yuzler, esnaf lokantasi tadinda sokaklar.. Ama bunun yaninda avrupa
birligine uye ya iste.. Klas magazalar, gelismis is merkezleri, arabalar falan filan..

. Denizcilik ile kafayi bozmus bir kent oldugunu her halinden anlamak.. Konserve-
ciligin ve balikciligin acaip gelismis olmasi..

. Pastel del Nata denilen ve ici krem karamelli bir kruvasan olarak betimleyebilecegim
dunyanin en ozel lezzetlerinden birini tatmak..

. Oha lan ayni filmlerde gordugum Brezilya!! derken, hafiz kardesimden, Brezilyanin
Portekizden ciktigini ogrenmem..

. O ic sikan eski ve dar sokaklara, cok kisa bir sure sonra alismak ve benimsemek..

. Fransizlar ve Almanlardan sonra bu gordugum neseli halkin bana ulkemizi hatirlatmasi..

. Bir ailenin islettigi cici bir hostel´de kalmak.. Resmen bir aile gibi.. Anne camasirlari yikiyor
kiz kayitlara ve rezervasyonlara bakiyor, ara sira baba geliyor kontrol ediyor falan diger
olaylar ile ilgileniyor falan..

. Onumuzde patavatsizca uyuyan zenci arkadaslarimiz ile ayni hostelde hatta ayni odada
kalmak:S

. Duydugum en ilginc dillerden biri olan Portekizce...

. At gibi yurumekten yorulup Hosteli isgal etmek.. Neredeyse kendi evimiz gibi kullanmak..
Yemek yapmak, Salonda playstation oynamak, saatlerce uyumak, osurmak vs...

. Sokaklarda, kimisinin gercekten eski, kimisinin restore edilmis oldugu basarili
seramik isleri..

. Porto trenine biner binmez uyuya kalmak ve varmaya az kala uyanmak..

. Tren yoluna paralel giden, ince ve acaip uzun govdelere sahip, az yaprakli, komik agaclar

. Aksam uzerini az gece, Lisbon´dan biraz daha farkli, eski ve ikicesmelikimsi bir sehir olan
Porto´ya varmak..

. Ikicesmelik gibi lan burasi diye korkup tirstigimiz o mekanin, aslinda halkin gundelik yasam
alani olmasi...

. Sehir merkezine yaklastikca - yururken - Sehrin masalsi bir havaya burunmesi...

. Tepeleri birbirine baglayan motifli tren kopruleri, birbirinden bagimsiz renklerde ve
dokularda evler..Kimisi tas kimisi ahsap kimisi mermer kimisi beton.. Ve bu evlerin
nehire vuran isiklari, nehirdeki fantastik tekneler, kaleler, satolar, degisik heykeller
ve bunlarin arasindan puskuren yesillikler...

. Guzel ve kalabalik bir gune denk gelmek, Kermeslerin atli karincalarin ve mekanlarin
vizir vizir calistigi bir gun..

. Saat ilerledikce, artik uyumamiz gerektigini farkedip bir yer aramaya koyulmak...

. Hostel´e rezervasyonumuz olmadigi icin, disarda kalacak guvenli bir yer aramak..
Atli karincanin alti elektrik kablolari ve tahtalar ile dolu oldugu icin vazgecmek..
Sonraki gun gerceklesecek bir konserin yapilacagi sahnenin altinda uyumaktanda
vazgecmek.. (Korumalar oldugu icin..) Prefabrik Lokantalarin altindaki bosluklardan
da vazgecmek ve en sonunda cimlerde sizip kalmak...

. Gozumuzu, otomatik hortumlarin cimleri ve bizi islatmasi ile acmak..

. Binlerce kez islanip kirlenip kuruyan ve burun kiracak kadar keskin kokuya sahip
uyku tulumlarimiza ve matlarimiza orada veda etmek... Neyse ki cok ucuzdular..
Harbiden ucuz ama..

. Neyse ki 5 saatlik uyku uyumus olmak ve tren istasyonunda da biraz kestirdikten
sonra, donus vaktimize kadar sehirde volta atmak...

. Oglen icilen Porto sarabi ile kafalarin beton gibi olmasi..

. Nehire, teknelere baglanan iskelelere inen yokuslardan inerken - nehre isemek icin..
- yosun tuttugunu gormemek, dusmek ve metrelerce suruklenip denize 2 cm. kala
durmak ve bu durum karsisinda yusuf yusuf olmak, kardesimin bana el uzatirken
onunda kaymasi ve zor kurtulmasi...

. O cins bulutlu ama ayni zamanda gunesli olan havaya maruz kalarak saatlerce
yurumek ve en sonunda trenle Lisbon aktarmali Madrid yolculugumuza baslamak...

. Lisbonda ki taksicilerin, musteri beklerken, kart oynamalari..

. Herseyin ucuz ama mukemmel oldugu icin toplamda insana pahaliya patladigi
bir baska sehir olan Madrid´e geri donmek...

. Bize, Lisbon ve Porto´dan sonra "Sehir" gibi gelmesi.. Binalar yollar falan...

. Kraliyet sarayinin onundeki parkta sizan kardesimle ugrasmak, kuslari beslemek
ve kara kara, ayagimin su toplayan o 5 cm2 lik kismina bakip uzaklara dalmak...

. Yogun ve yorucu bir gunden sonar acilar ve agrilar icinde, derme catma hostelimize
gitmek ve sizmakzshzzzzzhegrh...

Endulus ve Madrid:S

. Huysuz yaslilar, aglayan bebekler, mizmiz cocuklar esliginde trende
yerimizi almamiz ve 12 saatlik yol iskencesi...

. Seville´ya varir varmaz " Haci Gazabettin Sicaklari" na maruz kalmamiz
ve kendimizi tehlikede hissetmemiz...

. Mukemmel Seville mimarisi.. Endulus kentlerinin cicegi bocegi...

. Kucuk bir porsiyonda olsa, paella denen yemegi yemek.. ( deniz mahsullu pilav..)

. Karsilastigimiz en iyi hostelde kalmak... Cennetten bir kose ve hersey bedava..
( internet - temiz carsaf, cay, su hersey... )

. Birbirinden guzel insanlar...

. Sehrin nehir kiyisinda yururken bir Turk grubu ile karsilasmak ve birlikte
sangria icmek..

. O sirada, Turk insanini cok ozledigini farketmek ama o kadar yogun geyigi bir anda
kaldiramamak...

. Hostele donup, Italyan arkadaslarimla uyumak...

. Sehirdeki herseyin , Arap - Ispanyol kirmasi olmasi.. ( Insanlar, binalar, mekanlar...)

. Ayagimin su toplayan yerinin bir daha su toplamasi...

. Lisbon trenini kil payi kacirmak ve kardesimin cinnet gecirmesi...

. Parayi korumaya calistikca, ordan burdan gitmesi ve bizi sinir etmesi...

. Interrailin, sokakta yatip ekmek yemedikce cokta ucuz birsey olmamasi...

. Yine de avrupayi gezmenin en mantikli yolu olmasi...

. Kafalari bozup Cadiz denen korfez kasabasina gitmek

. Turistik bir yer olmadigi icin hostel bulamamak ve careyi, karayip´lere bakan
bir okyanus plajinda uyumakta bulmak:S

. Haftasonluguna esini dostunu toparlayip sahilde masalar sandalyelerle
gece piknigi yapan cingenemsi Ispanyollar ve cilginca eglenmeleri...

. Ilk tren ile Seville´ya, oradan da Madride gelmek..

. Tipki Turkiye de oldugu gibi, burada da ulasim araclarinda ekranlarda, tirt
filmler gosterilmesi...

. Bir haftadir ayni pantalonu giydigimi hatirlayinca stres olmak, gerilmek..

. Bana Ankarayi hatirlatan ( bilmiyorum neden ) Madrid´e varmak ve Lisbon
trenini beklemek, beklemek...beklemekk....

Barcelona...

. Fransa´dan ayrilmadan bir kac tane daha kruvasan cakmak..

. Montepiller adli mukemmel otesi kentte tren beklerken, Weegee adli
duayen fotografci ile tanismak, sergisini gezmek..

. Izmirin dortte birinden kucuk olan o kentte 1,5 saat icinde birbirinden guzel
etkinlik ve organizasyonlara ve bunlarin afislerine tanik olmam..

. Ispanya sinirinda, yuzlerce sirt cantali tiple, Barcelona treni beklemek..

. Varir varmaz atlarimizi sirtimiza alip saatlerce bos yatak aramak...

. Internetten " abba" adinda guzel bir hostel bulup burger king te yemek yeme
hatasini yapmak..

. Kasiyerin beynini yakmis olmasi ve bana patates yerine israrla kizarmis sogan
vermesi :S

. Sabahin korunde beton gibi kalkip onceden ayirttigimiz hostele tasinmak..

. Sehirde, "durmadan" 13 saat yurumek ve ayak altlarimizin nal gibi olmasi...

. Seville icin trene yer ayirtirken onumuzde 200 kisi olmasi...

. Kumar oynamayi goze alip siramizin gelmesini beklerken sehri gezmek..

. Gaudi´nin parki Guel e gitmek ve asik olmak oralara...

. Muhtemelen oranin hayatimda gordugum en guzel 3 yerden biri olmasi...

. Sagre de Famillia nin olagan ustu mimarisi, stilize heykelleri ve kullanilan malzemeler..

. Fotograf cekmek icin birbirini ezen turist surusu...

. Rezervasyon icin gara geri dondugumuzde, numaramiza bir numara kalmis olmasi
ve sevincten havalara ucmak!!..

. Sehrin her yastan her insan grubuna hitap etmesi.. Oyle ki yani arkadasinla kardesinle
sevgilinle ailenle babanenle.. Herkezle gidip dibine kadar eglenirsin... Diye dusunmek:::

. Beni benden alan arka sokaklar, butik kafeler ve tasarim magazalari...

. Alisveris yaptikca, bira ve baget yiyerek parasal durumlari dengelemek...

. Iki gayin bir sure bizi kesip takip etmesi ve kardesimin panik olmasi:::

. Hostel de yikanirken, saclarim ile deligi tikamam ve sularin gitmemesi::

. Kardesim Nou camp stadini gezerken benim disarda onu beklemem::

. Havanin sicakligina dayanamayip kendimizi plaja atmamiz..

. Guzel kiz gormeyi bunyemizin kaldirmamasi ve uykumuzun gelmesi..

. Denizden Barcelona ya bakip vay a.k demek..

. Plaj´da acliktan bayilcak gibi olmak!

. Ucuz diyip bagrimiza bastigimiz Barcelona nin, bizi damlaya damlaya gol olur
mantigi ile somurmesi...

. Tasarimi ozumsemis yalamis bu kentte gezerken istegim disinda, yasadigim yer ile
karsilastirmam ve ortaya cikan manzarayi dusundukce uzulmem, icimin parcalanmasi...

. Esnafin pazarlik konusunda sifir kiyak gostermesi...

. Konserve midye yemek:S

. Aksam sehrin diger taraflarina yururken farkli yollara sapip labiren gibi barcelona
sokaklarinda kaybolmak...

. Hosteli bular bulmaz kendimizi yataga atip ceset gibi uyumak...

. Sabahin 6.30´unda hosteli terkedip Seville´ya dogru yola cikmak...

Marsilya::

. Bir anda kendini Marsilya da bulmak!

. Kenti kismen, araplarin isgal etmis olmasi

. Ogle sicaginda, cantalar yerine "at" tasidigini zannetmek...

. Buyuk ugraslar sonucunda, gara yakin dandik bir hotel bulmak..

. Marsilya'nin cografi ve iklim falan ozellikleri acisindan Izmiri andirmasi ve
beni gaza getirmesi!!

. 5-6 aydir, Amsterdam´daki gol ve kanallari saymazsak ilk defa deniz gormem!

. Kayalara carpip yukselen dalgalara kendimi birakmam ve sirilsiklam olmam :::

. Otel resepsiyonundaki adamin daha once Izmir ve Cesme´de bulunmus olmasi :S

. Odada herseyin bozulmasinin ve kirilmasinin an meselesi olmasi..

. Fransiz devriminin yil donumu nedeni ile sokakta yasli genc coluk cocuk herkezin
catapat kizkaciran tarzi irite edici cisimler patlatmasi...

. Dunyanin en dandik birasini icmek..

. Bir folklor festivaline denk gelmek!!

. Gara giden caddenin Izmirdeki cankaya ya benzemesi :S

. Yurumenin imkansiz oldugu bir ruzgara yakalanmak...

. Denizlere hakim mukemmel bir kiliseye tirmanmak..

. Kilisenin kapali olmasi nedeni ile manzaranin tamamini gorememek...

.Uzun bombos ve terk edilmis sokaklari ile Marsilya´nin kubayi andirmasi...

. Kimi sokaklarin cis, kimi sokaklarin mukemmel sabunlar kokmasi...

. Marsilya´nin sabunlari ile unlu olmasi :S

. Paraya kiyip kabuklu deniz canlilari yemek..

. Les gibi yorgun olup catapatlar esliginde odaya donmek :S

. Yatagin bataklik kivaminda olmasi ve bu nedenle kardesimle ortaya dogru
yuvarlanarak ortada birlesmemiz...

. Otobusteki bir adamin 3 m2 etrafini cevreleyen agir "samsun" kokusu...

. Sabaha karsi cise kalktigimda odayi hamam boceklerinin bastigini farketmem

. Apar topar hotelden ayrilip, Barcelonaya dogru hareket etmek...

Le blog :S

. Japon oda arkadaslarimizdan biri yerine, bir Danimarkaliyi uyurken bulmak

. 4 gundur yikanmamanin verdigi eziyet

. Dandik fransiz klavyesi

. Ceset gibi uyumak

. 18 koreli kizdan olusan urkutucu turist kafilesi

. Tren garindan alinan Louvre ,uzesi biletinin daha pahali olmasi ve kazigi

yemek

. Louvre da kaybolmak ? cikisi bulamamak, kafayi yemek

. Mona Lisayi gorunce kendini bir garip hissetmek

. parmak arasi terligin dunyanin en rahat seyi olmasi

. serce parmagimin tirnaginin ne hikmetse yana dogru fazla uzayip yanindaki

parmagin sol tarafina batmasi ve kanatmasi

. Champs Ellyse de ( dogrumu yazdim bilmiyorum) dunyanin en guzel tartini

yemek

. Kardesimin haritayla kafayi siyirmasini izlemek ve anlam verememek

. Notre Dam i gezmek, gezerken diger turist kafiulelerin rehberlerini dinleyerek

belese bilgilenmek, kulturlenmek

. Oturdugumuz bir parkta insanlarin, kardesimi fotografci olarak kullanmasi

. Parisin dunya turistlerinden uzak, mukemmel sokaklarini kesfetmek ve tribe girmek

. Kesme maras ve italyan dondurmasindan sonra dunyanin en guzel dondurmasini

yemek

. Odaya geri dondugumuzde diger Japonun hala uyuyo olmasi..Dolayisiyla

zehirlenerek oldugunu dusunmek..

. Ressamlar tepesinde sarap icerek huzura ermek

. Son gece, isikli Eiffel i gorup gaza gelmek, oraya gitmek

. Vay ak paristeyim diye dusunurken sarabin etkisiyle uyuklamak, kardesimin sizmasi

. Kafalar beton, zar zor hostele donmek

. Japonun hala uyuyo olmasi, kardesimin uykusunda konusmasi

. Japonun sabahta uyuyo olmasi..

. Trenlerden birini kacirarak saatlerce garda surunmek..

. Isemenin 1 ytm sicmanin 5 ytl olmasi ( garda)

. Dijon da, donerci bir Turk cocuga ( kere falan adres sormak

. Dijon'un seker sevimli baykus maskotu

. Hostel bulamamak, yagmuru goze alarak cadirsiz bir sekilde kamp alanina gitmek

. Fransiz halkinin birbirinden kibar olmasi...

. Sarap icip uyumaya calisirken, bir mucize uzerine, iki sevimli Alman kizin bize

cadirlarinda bos yer olduklarini soyleyerek davet etmeleri

. Dijonun, gastronomi kenti olmasi ve en saglam magazalardan birinde bizim

kabak cekirdeginin satilmasi

. Mukemmel Dijon hardallari, kekleri, kurabiyeleri, sekerleri; saraplari, larilerilari

. Parkta, genc ciftler gibi yiyisen +45 yas bir cift gormek

. Koca sehirde 4 internet kafe olmasi, ama her yerde wifi olmasi

. Yuzyillar oncesinden kalma bir baykusa dokunarak dilek tutmak

. Sadece dondurulmus gidanin satildigi bir super market gormek :S

. Kil ve milliyetci fransizlardan bilgi almaya calisirken, ' kim ingilizce konusmak ister?
diye sorarak zor durumda birakmak

. Pembe sarap icerek uyuya kalmak:: hhaehae

. Dijon tren istasyonunun tadilatta olmasi ve hicbirseyi bulamamak

. Arap ve zenci kirmasi melez insanlarin, dunyanin en guzel yaratiklari olmalari

. Fransiz kizlar sabaha kadar ingilizce konussa dinlerim!! diye dusunmek...

Yollarda bulurum seni

Evet bu sarkiyi sevgili bloguma armagan ediyorum sevgili dostlarim
ailem ve yakinlarim.. Bugun kardesimle ciktigim gezinin 4. gunu..
Herhalde bole 4-5 gunde bir guncelleyecegim ay sonuna kadar..
Internet bu gavur ellerde neden bu kadar pahali bilmiyorum.. Ve
bunu cozemedende donecegim memlekete heralde:::
Kardesim yaninda az parayla geldigi icin polisler tarafindan bana
teslim edildi oncelikle onunla basliyim ahhaha bende onun sorumlulu
gunu ustlenerek kurtardim pacayi falan::
Apar topar esyalarimi toparlayarak Hacheney denen delige veda ettimm
ve yola ciktikk.. Bu uc hafta surecek yolculugumuz suresince boyle
dandik dandik notlar alacagim ve onlari sizlerle paylasacagim..
Baslangictan beri aldigim notlari soyle bi yazmaya baslayacak olursamm;

. Iki saatlik Amsterdam mesafesine trenleri kacirdigimiz icin 5 saatte gitmek..
. Hormonlu yasamin dibine vuran bu kentte, bir dilimlenmis elmanin 1 euroya
satildigina tanik olmak...
. Festival cadiri ile kamp yapmak.. ve bu vesile ile cadirimizin ve cadirimizin icindeki
herseyin sular altinda kalmasi..
. Cadirimiz ile kamp yaptigimniz yerde vedalasmak::
. Amsterdama 3. ve son kere geldigini dusunmek!
. Allah buyuk belkide ilerde bi kac yil sonra bir iki kere daha gelmek ::
. Hayvan gibi para bayildigimiz hizli trende les gibi uyumak ve Pariste gozunu acmak..
. Gelir gelmez hostele ve ivir zivira bir ton para baglamak
. Gurbetin gurbetinde oldugunun farkina varip birak Turkiyeyi, Almanyayi hatta
Dortmundu ozlemek...
. Tourist infonun yanlis adres tarif etmesi
. iyiki de yanlis tarif etmesi.. bu nedenle bir hint mahallesinin tam ortasindan gecmek
ve cok eglenmek
. acliktan gebermek ve bir tam tavuk almak ve bir baget ekmekle yemek..
. internetin on dakikasinin 1 euro olmasi ve bu yuzdende blogu 35 yilda bir guncellemek
. Sehirde yururken yasam standartlari karsisinda kendini kaybetmek
. Binalar tarafindan buyulenmek ve yurudukce yurumek
. Ayaklara kara sular inmekk ve at gibi uyumak
. Hostelden birinin ayakkabisinin ve telefonunun calindigini ogrenmek
. Versaydaki kraliyet sarayinin bahcesindeki peyzajin guzelligi yuzunden kafayi siyirmak
. Tabi pahali oldugu icin sarayin icine girememek
. Eiffel kulesinin ilk gorundugu an, oha lan bunu da mi gorecektik demek
. Tabi les gibi turistik bir yapi oldugu icin onu uzaktan izlemenin daha guzel olacaginin
farkina varmak
. Champ Elyesses caddesinde gorulen karsi cins canlilar, arabalar ve dukkanlar yuzunden
ayrica bir delirmek
. Yolun ortasinda olme pahasina zafer takinin fotografini ceken japon turistlere
rastlamak
. Dia dan alinan ucuz sarap ile ressamlar tepesinde abi kardes cakir keyif olmak
. Moulin Rouge u gidisli donuslu soyle bi gezmek
. Ve Red Light District ten sonra cok ta guzel olmayan bir yer oldugunu farketmek
. Simdilik bu kadar yetmek, 4-5 gune tekrar bulusmak

Projeler::

Ve grafik tasarim - ilustrasyon dersim yerine gececek olan proje. Okuldan
arkadaslarim sasirmasinlar.. Evet koca dönem bu ders icin sadece bu proje
ile ugrastim. 10 tane poster... Ama farkina vardim ki bize proje yuklemelerin-
dense az ve öz proje verip uzerinde yogunlasmamizi beklemeleri daha mantikli..
En azindan ortaya daha kaliteli 'portfolyoluk' isler cikacagi kesin.. Hani çöp
is olmayan mis isler.. güzel isler::
Neyse.. Projenin konusu müzikdi.. Ve bende internetten muzik ile ilgili buldugum
ozlu sözlerle ilgili bir poster serisi yapmaya calistim.. Birbirinden farkli tarzlarda..
Heralde boyle uzun vadede az proje olayina adapte olamadigindan bazilarinda
saldim kendimi ama napalim :: Bir kacini okulun yillik secmece islerinin yayınlan
dıgı kitaba yolladim buyuk ihtimalle yayinlanicak ;

















































Biraz kücüklerse kusura bakmayin.. Aslinda pdf kitap yapmistim ama buraya
koymak sorun olur diye dusundum..

Bunlarin disinda animasyon projesini biliyorsunuz o dandik olanı :D
Onun disinda bir de deneysel tasarim dersi vardi ki, onda da soyle tipografik bir
calisma yaptim..

Bu kitap, Almanyada yasayan ve yillar icinde Almanla-
san Türkleri anlatıyor.. Aslinda sadece Türklerin anlaya-
bilecegi bir is ama arkadasim sagolsun, Almanca metinler
de yardimci oldu bana::
Kapak espirisi, yani bayrak icine turk bayragi gizleme espi
risi daha once cok kullanildi biliyorum.. Ama siradanlasma-
yan, ve durumu guzel anlatan bir yaklasim.. Aynı zamanda
kitabın icerigi ile de baya butunlesiyordu..

Genel olarak konu, Türk alfabesindeki harflerin, adım adım
Almanca telafuzlara kavusmasi.. Yani bir cesit mutasyon
tablosu..
Ilgınc bir sey oldu gibi.. En azindan maketini temiz yaptim
haehaeh::













Birde en kafamı yoran proje olan ; 'pimp my mtv' var. Tipografi yerine aldigim
ders.. Onda da mtv'yi karalayan bir kampanya yaptım. Tshirt, sticker web sitesi
tasarimi ve bir kac guerilla uygulama.. Ama onu koymak istemedim buraya cunku
cok parca is öyle ikisini koy besini koyma olmaz dedim::

Bu arada beni bugunden sonrasi cok dusunuduruyor.. Kardesimle tatile cikacagim ve
burayi nasil guncelleyecegim diye dusunuyorum.. Heralde buldugum gordugum cafeler
isimi gorur ama resim mesim koyma olaylari olmaz artik :D
Kafam cok karisik.. Sonunda saka maka bitirdim Dortmund sayfasini kapatiyorum..
Her ne kadar 3 hafta sonra 2 gunlugune tekrar gelicek de olsam..
Gerci özleyecegim ve özlemeyecegim 10'ar sey diye bir cizim yapmak istiyordum ama
umarım pazar sabahina kadar yetistiririm.. Sonrasinda da full yazi artik..

Of camasirlarimi yikamaliyim ahahha gorusuruz::

Ohhh

An itibariyle projelerimin hepsini bitirmis bulunuyorum. Yapacagim
1 sunum kaldi ve sonrasinda ozgurum..Inanilmaz ahhah.. oyle ki
hala yapacak bir seyim varmis gibi huzursuz oluyorum ama yok yani::
artik keyfi islere yonelmenin zamani.. Bu gece veya yarin burada
yaptigim projeleri koyacagim bloga. Simdilik hoscakalin::

Oradaydım...













Evet binlerce Alman'ın ortasındaki o yanlız Türklerden biriydim yari final
macinda:: Onceki maclardaki coskuyu yakalariz ümidiyle gitmistik oysa ki..
Meydanda inanilmaz bir kalabalik.. Her yerden yilan gibi gecmek zorundasin..
Ama gel görki macin gosterilecegi alanda tas catlasa 50 türk bayragi.. Gerci
daha fazla Türk vardi ama, o 50 bayrak disindakiler yari Alman olan cinstendi..
Her ne kadar etrafta bas bas Türk Alman dostlugu mesajları yankılansada
Almanların yarısından fazlası bir yanagina Almanya bir yanagina Türkiye bayragi
cizse de, her ne kadar gol attigimizda bizi tebrik etselerde yine bi rahatsiz
deplasman memlekette maç izlemek :D Ama kabul etmek lazim adamlar hakkaten
medeni.. Türkiyede bir Alman'ın gol olunca sevinebilecegini düsünebiliyormusunuz:D
Hhaeheh büyük hata:D.. O gün ile ilgili ilgimi ceken fotolari asagiya aciklamalariyla
koysammı diyorum.. Koyayım evet ::

Sevgili Ispanyol arkadasim Maria ve sazan ben, mutlu bir
sekilde fotograf cektirirken..
Tabi ben o Almanya bayraginin farkina varmamisim...
Hemen altinda, saniyeler sonra meydana gelen olaya
tanik olabilirsiniz :D













Sevgili Italyan ve Fin ablalarimiz Silvia ve Hanna
en büyük destekcilerimizdendi allahtan..
Gostermis olduklari ilgiden dolayi biz de onlara
Hülya ve Duygu adlarini taktik...(soldan saga)
Evet su an göbek adlari olarak kullanmaktalar::






Eski belediye binasınının üst katindan sallandirilan
dev bayrak...






Vip kısmında, dikkatle maci izleyen robot sürüsü...
Bi tanesi bana bakiyo ama kerata:: Kesin Alman
degildir o :P





Neyse iste kisa kareler bunlar... Ve yenildik.. Isın garibi bu robotcuklar, o kadar
kisa yasadilarki sevinci.. Hani mac sonu bi 5 10 dakka kadar.. Sonra sehir tekrar
eski sessizligine dondu... Ve Türkler bagirmaya devam etti yensende yenilsende
kalbimiz hep sende falan diye.. Anlamadilar.. Artik cok gec degilmi dediler:D
Sanirim hic bir zamanda anlayamazlar o olayi neyse...

Izmır pastirma sicaklariyla bogusurken ben burda hala yagmurun rüzgarin icinde
projeleri yetistirmeye calisiyorum :D Neyse ki Dortmund daki son bir haftam...
Inanilmaz bir tempo buraya gore of.. Projeleri toparlayinca buraya koyacagim
Onumuzdeki haftadan sonra da ne yapacagim nasil güncelleyecegim bilmiyorum::
Blogun son kullanma tarihi dolmak üzere gibi:D Isın garibi, her ne kadar yerlesik
olmasa da, inceden alistim buradaki düzene.. Asagida odamin son halinden de gore-
bileceginiz uzere, bir hafta sonra toparlanip tatile cikacak olan birine benzemiyorum
demi? :: haeheh:D











''Hafta sonu, okuldan arkadasim Kirazla bulusacagim Amsterdamda'' diyerek
ukalagaligimi yaparr, hafta ici gorusmek uzere derr sevgilerimi sunarim::

izmirr


video

ve karsinizda ilk after effects animasyonum :: aslinda aynisi flashlada
yapilabilirdi ama iste yaptim biseyler:: dandikde olsa bence eglenceli
bisey oldu:S iyi seyirler::

*-* ozy the denyo *-*

Bu ilginc basligimi su olaya borcluyum;

Polonyaya gidemedim...Evet nasil bir cenabetliktir bilmiyorum ama gi-
demedim.. Öyle tipik bir uçak kaçırma olayi yüzünden degil.. Zamanla
mam cok iyiydi.. Fakat birsey ters gitti.. Bir sorun vardi.. Oda;
Yanlis havaalanindaydim... Hayir bu olayi paylastigim kisilerde ( Her ne kadar
uc dort kisi olsada..) Düsseldorfta ikinci bir havaalaninin oldugunu
yadirgayip benden duyduklarını söylediler.. Bende o havaalaninda danisma
noktasinda bana yardim eden kadindan ogrendim.. Aptal kafam nasil
daha önceden kontrol etmem nasillll!!! diyerek kafamı yemekten daha yeni
kendimi aliyorum.. Evet bal gibi de gidemedim iste gotumde patladi o
kadar ucak parasi.. Ki o kadarda enayi degilim herkezin yapabilecegi bir hata;
Megersem boyle dandik ucuslari özel fiyatli ekonomik ucuslari o dandik
havaalanina yönlendiriyorlarmis.. Her yolu denedim.. Taksiye binmeyi bile
dusundum.. ( 100 euro oldugunu duyunca vazgectim.. kactim..) Neyse burda
mitfahren denen avantajli olaydan yararlanayim dedim..
Sistem söyle calisiyo; araba sahibi arabanin yolcu kapasitesi kadar yabanciyi
arabaya dolduruyo internet araciligiyla.. ve her kisiden belli bir para kesiyo
bu parada cok az kar var yani hemen hemen benzini paylasiyor insanlar)
Neyse iste bu yöntemle belki bir ucak kacirmis olurum ve telafi ederim diyerek
telafi edecegimi dusunuyordum ama nafile.. Aradigim onlarca kisiden yerimiz
yok cevabını aldım.. Ki bir tane buldum gece yarısı.. O da bana sabaha karsi
odunc alacagi arabada sorun ciktigini ve mitfahrenin iptal edildigini söyledi..
Ki o uykusuzluk ve bocalama duygusuyla son bir kere daha ucuz trenlere ve
ucaklara baktim ki yok.. Planladigimin cok cok ustunde fiyatlarr..
Dayadim kafami saatlerce uyudum.. Igrenc bir haftasonuydu diyebilirim..
Ic sıkan bunaltici ve yagmurlu bir hava.. Dusuk tempolu bir cumartesi..
Kafam o kadar bozuktuki bir projeyi nasil bitirmek uzere oldugumu anlamadim
Kendimi cok vermisim calismaya.. Iyı oldu haehe hepmi ucak kacirsam ne :S
Bide o kadar ballandira ballandira anlatmistim gecen yazida iste Polonyaya
gidecegim sunu da yapacagim bunuda yapacagim diye de iste haha bi bok yapa-
madim.. Gerci bu cins tecrubeden baya dersler cikardim diyebilirim.. Kendime
o kadar kızdıktan sonra artik kendimi affetmenin zamani geldi diyip okuldan
bir arkadasimin cluba gitme teklifini kabul ettim ve yola ciktim.. Dj bir arkadasi-
nin showu oldugunu ve elinde 2 bedava bilet oldugunu soyledi cunku...:D
Club'un kapisina gittigimizde ise o show'un iki hafta sonra oldugunu ogrendik..
Evet Oguzcanin laneti devam ediyordu:D Hic bir aktiviteye katilamayacak,
hic bir ortamda bulunmayacaktim.. Odama gidip biraz daha uyumaliydim...
Ta ki su gectigimiz gun oynanan Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçına kadar..
Binlerce Türk(?)ün isgal ettigi o sehir meydani.. Of.. Bütün bu lanetimi bir anda
unuttum.. Sanki Türkiye'deydim.. ( o kadar da degil.. Ama etkileyici..)
Maci da o kadar garip bir durumda izledim ki.. Bir yandan o devasa ekrana
bakiyor, bir yandan da acaba meydandaki tek Çek insan olan arkadasim Radim'in
linc edilip edilmedigini kontrol ediyordum arkama donup.. Neyse sonra bulmus
3 5 kisi birlikte bagiriyorlardi:D O da ne bicim macti yav:D film gibi haeha::
Futbol fanatiklerinin yarisindan fazlasinin neden ruh beyin kalp hastasi olduklari
anlasildi.. Maclarin hepsi böyleyse::
Asagiya bu polonya durumuyla ilgili hissettiklerimi yansittigim bir kac sey
koydum.. 3. pek acik degil ama aciklayayim; Danisma noktasindaki kadının,
o havaalanina gitmemin imkansız oldugunu, ucak biletinin gotumde patladigini ve
yetisebilme umudumu kesmemi suratıma vurdugu andaki ifadem haehe:D yani
kafamdaki halim buydu.. Off aptal ben..
Neyse ahhaha belkide bu olması gerekiyodu...Belki de Evren oraya gitmemi istemedi...
Diyerekkk, o her dumurdan sonra söylenen klasik ''spiritüel teselli''lerden biriyle
sonlandirir sevgilerimi sunarim::::::






















Başlık

Haftalik yazilardan biri daha sevgili ailem dostlarim yakinlarim::
Günler kosar adimlarla ilerlemekte ve saatler su gibi akmakta!!
Bense, neyime guveniyorsam yarin sabah Düsseldorf'dan Polonya'ya
ucuyorum yiginla yapmam gereken seyin icinde.. Gerci bugun dengeledim
isleri gucleri.. Yapmam gereken uc poster, 20 saniyelik bir animasyon,
bir kitap, bir web sitesi arayüzleri ve tshirt tasarimlari kaldi.. Yani hepsi
hazir fikir olarak da iste bilgisayara gecirme iscilik olaylari falan kaldi...:S
Neyse Polonya'ya gitme amacim ise, Varsova'daki 3000 afise sahip afis
muzesini ziyaret etmek öncelikle.. 2 gun falan lazim tabi gezmek icin:S
Onun disinda belki Krakow denen o herkezin Varsova'dan fazla övdügü
yere gidebilirim gunu birlik.. Bakalim..
Gerci Krakow'a gitmisken auschwitz toplama kampına da ugramadan olmaz
ama hem o kadar zamanim yok hem de irite olmak istemiyorum..
Ayrica baglanti kurmaya calistigim bir illustratorden de cevap alabilmis
degilim.. Hotmail adresimle attigim maili gorunce pek ciddiye almadi sanirim
Oysa ki tanismayi islerimi gostermeyi ve röportaj yapmayi dusunuyordum ama
nasip degilmis :S
Bu arada anladim ki iklim herseyden once geliyo yasadigi yerde insanin...
5-6 ay daha kalsam bu yagmura bu camura ( evet bu mevsimde) alisirim ama
güzelim deniz kıyıları güzelim ılıman iklimler dururken ne diye alisayimki..
Hani eyvallah ormanlar guzel binalar guzel kolay yasiyosun refahsın ama
ferah degilsin be yav.. Ama Efecanla ( Bilmeyenler icin: kardesim olur) yapacagim
interraildan once surada kalan 23 gunun tadini cikarmaya calisiyorum yine de..
Havalar supriz bir sekilde guzel oldugu zaman, milletle havuza gidiyorum..
Yakinlarda ormanlarin icinde, sincaplarin tavsanlarin arasinda super bir havuz var..
Ve oyle ustunu basini aramiyolar istedigini yiyip istedigini icebiliyorsun disardan
getirerek..yani sadece havuza para veriyorsun.. Onun disinda da bu avrupa kupasının
tadini cikariyorum gurbet ellerde.. Sehir meydanindaki dev ekranda izlemesi guzel
oluyorda bir bira 4 euro oldugu icin disarda icip girebiliyorsun alana...
Son Türkiye macini, bir birahanede izledim arkadaslarla.. Burdaki kucuk ama binbir
cesit biraya sahip birbirinden sirin barciklardan biri.. Sonra da bizim yurdun karsi-
sinda ki donerci abiyle kutlasip biraz muhabbet ettik falan ::
Bu arada of yaa her yerdeyiz Türkler olarak.. Isvicre futbol takimina bile sizmisiz ak..
heahe::

( Bi yandan arkadasa kurufasulye pilav tarifi veriyorum hahah.. Ogrendimde tarif bile
veriyorum.. Pek bi ukalayim... )

Bu arada burda Türkçeye karsi acaip bir ilgi gordum.. Türk arkadaslarla konustu
gumuz zaman bizi dinlemeye ve anlam vermeye calisan suratlar haehe:: Gerci 3 aydan
fazla oldu hepsi takir takir butun kufurleri ogrendiler.. Yani birine kotu birsey soyle
digimiz zaman anliyorlar.. O yuzden pek bi kasiliyoruz artik:S Onceki yazilardan birinde burdaki yasamin cok yogun oldugundan ve bir cok evre degistirdiginden falan bahsetmis
tim.. Ilk gunleri hatirladimda.. O üsüyüp kustugum gunleri haha:D Arada o kadar buyuk fark varki.. Bi kere geldigimde kisti, kimse yoktu..Alpi arar dururdum goruselim diye.. Ok
kisa bir surec 3 ay cokk cabuk gecti ama bir yandan da 3 yil yogunlugunda gecti desem
yeridir... En fazla boyle aciklayabiliyorum o duyguyu.. Renkler kokular insanlar hersey
degisti.. Kafamdaki Türkiye kafamdaki Almanya kafamdaki planlar.. Kimisi yenilendi
kimisi yontuldu kimisi hala saplantilar icinde.. Of boyle 3-4 ay gecince sanirim garip trip
lere giriyo insan.. Bir de yarin oburgun erasmusa gidecek arkadaslara tavsiyem..

lütfen eve çıkın.. Hem daha ucuz, hem yasadiginiz yerle butunlesmenin en kisa yolu...
Cunku her an donus tarihinden ve ulkesinden bahsedip sana kendi ulkeni hatirlatip
özlettiren bi ton erasmus ogrencisiyle beraber olmazsiniz, hem de dilinizi gelistirirsiniz..

Eyvallah su an ingilizceme diyalog konusunda cok guveniyorum onda sorun yok ama
Almancayi daha cok ilerletebilme sansim vardi ona biraz uzuluyorum...
Yani burda kaldigim sure icerisinde erasmus topluluguna cok uydum onlarla cok hare-
ket ettim- ok bir kac cok iyi dostum oldu ordan burdan bir ton tanidigim oldu.. basta
onun tereddutune dusup hic ev arama olaylarina girmedim ama hem daha ucuz sartlar-
da esyali bir eve cikabilir, hem de facebook sagolsun aktiviteleri takip eder, insanlar
la butunlesebilirdim.. Kendi mutfagin, kendi bulasigin falan.. Sabah seni uyandirma-
yan temizlikci teyzeler ve house meister denilen yavsaklar..
O temizlikci teyzeler de ayri bir hikaye zaten... Ilk basta boyle külkedisi gibi genc bir
hatun geliyordu.. Sonra yasli ve buyucu tipli degisik bir teyze geldi.. 2 haftadir ördek
gibi konusan ve boylari neredeyse belime denk gelen 2 cinli kadin geliyor..
Hani böyle vietnam savasi zamanlarinda suikastci piskopat cekik gozlu hatunlar olur
ya.. Onlar gibi.. Ilk basta korktum.. Almancalari benden daha yamyamca.. Ama
gorseniz 2 kisi el ele verip bir kattaki 20 odayi 40 dakkada piril piril yapiyorlar..
Gerci bugun acmadim kapiyi istemedim odamin temizlenmesini.. Nasil olsa yine
pislenicek:: ( saka yapiyorum sevgili annem lütfen kizmayiniz:: )
Son olarak buradaki bit pazarı mantıgını belirtmeden gecemeyecegim..
Bize gore bit pazari, calinti esyalarin satildigi, genellikle yanliz gidilmeyen sakat pazar
lardir.. Ama bence, buradaki en guzel seylerden biri.. Sadece tezgahtarlar ve saticilar
yok ayni zamanda ellerindeki iviri ziviri satmak isteyen binlerce sivil tezgahla dolu..
Ve o kadar guzel seyler var ki.. Antikadan elektronige kamp esyalarina.. Mesela 80
litrelik bir cantayi piyasa fiyatının yüzde 80i kadar ucuza aldim.. Pazarin sebze
meyve kismi bizim Türk pazarcilar tarafindan isgal edilmis:D Bu arada bir kac Türkü,
ben Almanim ve sonradan Türkçe ögrendim diye kekledim.. Suratlarindaki ifade
inanilmazdi.. Cunku kafalarinda sonradan Türkce ogrenmis ve kendilerinden daha
iyi Türkçe konusan bir Alman kurmalari, ve bu düsüncenin onlari cikmaza suruk-
lemesi.. Of neyse :D
Sanirim bu onumuzdeki 23 gun benim icin tam gelicek buraya ve yeter.. Yani Almanya
degil de bu icinde bulundugum eyalet yeter en azindan.. Hani 26 27 gun olsa tadi kacar
boku cikar..
Neyse bu kadar beynimi doktugum yeter.. Pazartesi veya sali gorusmek uzere ( veya
dedigime bakmayin kesin sali olur o.. )derr herkeze hürmetlerimi iletirim:S

Son bir ay...

Evet 5 haziran... Blogumu gunlerdir update etmedigimi farkettigim gun::
Ayni zamanda bu gunden itibaren tam 1 ayim var. Kardesim geliyor,
geziyoruz biraz ve sonra Türkiye::::: 1 ay yani 30 gün yani 720 saat :S
Bütün projelerimi bitirip toparlanmam ve okuldan kaydimi aldirmam
icin sahip oldugum süre.. Bu yaziyi bitirdigimde de ustelik 719 saat kalicak
Haydi hayirlisi diyorum baska birsey demiyorum..
Gecenlerde bir iki gun bunalimdaydim. Nereye kadar bu erasmus temposu
cok baydi beni dedim.. Cunku hersey herkez her dakika bir arada
göt göte.. Hem kendinle kalmayi özlüyorsun.. yani odada kendince bir kac
saatligine degil genel anlamda.. Yani bulusmak icin arkadaslarimi aramayi
ozledim.. Söyle birkac kisiyle bulusup icmeyi.. Ölümüne sarhos olunan
cilgin partilerden yeter artik.. Gerci bu istegimi bu hafta kismen yerine
getirdim.. Sehre inip gece arkadasimla bira icmek gibi basit bir sey
ama o kadar yoktu ki hayatimda 2 aydir o muhabbet.. Sadece toplu partiler
eglenceler vb. Tabiki facebookta gruptan dolayi birbirini arkadas liste-
lerine eklemeler, alkollüyken acaip mutlu görünme eglenme, ama ayikken
adini bile hatirlayamama ve adam gibi bir kelime bile muhabbet etmedi-
ginin farkina varma durumu.. 3-4 cok yakin kisi disinda genelde muhabbet
bundan ibaretti.. Bu arada Dortmund olmasinin da büyük payi var..
Mesela Izmir'de düsünürsün nereye gitsem diye.. Secenegin az da olsa
vardir bi kac tane.. Bornova vardir Karsiyaka vardir Alsancak vardir..
Burda tek bir yer var ve orayi da sokak sokak biliyorum insanlarina kadar
diyebilirim.. O yuzden sehre entegre olmaktansa boyle haftanin 2 gunu yurt
bir gunu de bar partisi yapmak daha cazip geliyor erasmus topluluguna..
Ama daha metropol bir sehirde erasmus ögrencisi olmak daha manyak
olabilirdi gercekten.. Gitmeyi dusunen varsa puanlari tutan onu göz önünde
bulundursun.. Sehre gercekten entegre olabilecegi bir yere gitmeli..
Bu arada cok ta balliyim onu belirteyim, benim sinavi kazandigim gecen sene
not ortalamasi +70 ti ve benimde 74 mü neydi not ortalamam..
Bu sene +75 mi 80 mi ne olmus sanirim bir kac arkadasimin gidemedigini
ogrendigimde baya uzuldum.. Cok sacma bir durum..
Yani alinan notlarin yalakalikla dogru orantili olma ihtimalinin yüksek oldugu
bir sistemde, nota degilde yabanci dile ve genel kültüre bakmak bence daha
mantikli.. Ama neyse onlar isin basinda onlar biliyo isi..
Neyse su puan olayindan önce anlattigim sıkıcı tempo olayini da su sekilde
cözdüm; Hintli arkadasim Paddy ile yogaya ve meditasyona giris yaptim :S
Su uc dort gundur arastiriyorum okuyorum uyguluyorum falan baya ilgimi
cekti hani profosyonel bi yardimla girilesi ögrenilesi bi olay::
Bu arada gecen yazida soylemismiydim bilmiyorum ama rahip gibi yasiyorum
su yemek stogum tukendiginde direk bulgura patatese dayanicam ölümüne
karbonhidratla doldurucam migdeyi tereyagi ekmek falan haehe:: baska
turlu bes kurus parasiz donerim yoksa turkiyeye ve evde otururum :S
Oyle ki buradaki bit pazarinda gitmeden tezgah acmayi dusunuyoruz arkadas-
larla:: Satabilecegim seyleri hesapladimda soyle 25-40 euro arasi kazanma
sansim var:: Hic te fena degil:)
Okulla ilgili güncel düsüncelerime gelecek olursak;
Ok. Tasarım okulu neticede. Gsf bıdıları, sanat ıkıntısı ıvır zıvır yok. Sadece
tasarım disiplinleri. Herkez görevini yapiyo okula girerken ne yapmak iste-
digini biliyo ve onun icin ugrasiyo. Fakat bu sekilde kurduklari disiplin
düzen, ogrencilerin genelini oyle bir kivama getirmis ki hani gözlerinde bir
çok sey imkansiz, bir cok sey zor sanki.. Nasil anlatsam bilemedim ama hani
fazla disiplin ve sistem onlari yaraticiliktan uzaklastirmis. Yani bizim gibi
deli dolu enerjiye sahip - projelerde basarili olmasa da - hayatlarina yaratici-
liklari ile nese katabilen pek az insan var.. Neticede tasarim kavraminin
dogup büyüdügü memleketlerden biri burasida ama sistemin bir parcasi
olup robotlasmaktan onlarda kacamamis. Hani en asisi deli dolusu bile sablon.
Kabugu farkli ama ici ayni meyve gibi :S
Bir ikincisi, yaptiklari uc bes tipografik logoyu 15 20 dakka, sanki dunyanin
en buyuk projesiymis gibi ciddi bir sekilde sunuyorlar.. Show hat safhada yani.
Dandik dagarcigimla anladigim kadariyla da ayni seyi bir kac kere soyledikleri
de oluyor sunum sirasinda.. Bu ani zamanda bir avantajda.. Ama hani birak
isinde konussun biraz..o yani demek istedigim.. Birde meslek okulu olmasinin
yarattigi bir durum sanirim; teknik bilgi, okulun geneli icin cok onemli.. Hatta
tasarimdan ve fikirden de daha önemli.. Yani soyle anlatayim, arkadasim
Jurgenin ( avusturyali.. yani bir bakima ayni zihniyet ama daha kibar :: )
tamamen grid sistemini ve hazir layoutlari gösteren bir kitaba bakarak tasarim
yaptigini gordugum an bi darbe yedim.. Sistemin bu kadari da olmaz.. Bence
biraz kendinden de katmalisin.. Ondan sonra da bu kadar sisteme ve disipline
esir olmus bu millet, anca ''ileri photoshop teknikleri'' dersinde, liquify tool ile
komik suratlar yapmayi ogrenir.. Hani biraz sal kendini. Fikrini bul ve onu
gelistir.. Birak photoshopun, indesignin yüzde 90 ına hakim olmaya calisma..
Yok yani cok az.. Ama gel gör ki disiplin ve tipografi iste.. Bi sekilde bi dengeye
sahipler ve caliskanlar.. Genel olarak isler amacina ulasiyor ve sehirle butunle-
siyorsa daha ne olsun.. Bence su civil civil ruhumuzu kaybetmeden biraz disiplin
saglayabilsek bizden krali yok!!! diyerekkk günün anlam ve önemini belirten fotomu
asagiya birakiyorum.. Bir daha ne zaman gorusuruz allah kerim :P

Babalara gelen Ozy ;

Hersey cicek gibiydi su gectigimiz gunlere kadar:: Yani hala guzelde
son zamanlarda babam sagolsun biraz fazla para harcadigimi farkettim
Birseyler ters gidiyo diyordum hayat bu kadar guzel olamaz..
Ama iste ince bi buyuye kapilmisin da ona 1 euro buna 2 euro derken
suyunu cikarmisim isin:: 2-3 gundur yaptigim ince hesaplarla gayet
ucuz yasar oldum.. Yemek yapmanin ve ekonominin dibine vurdum
Tuvalete para vermiyim diye yanimda sise tasimayi bile dusunuyorum:P
Saka bi yana her an her hamlenin farkinda olmak lazimmis..
Trdeki gibi degil o bozuk paralar hayat kurtariyo.. Pazarlikta yapamiyosun
robotik memlekette.. Centine kadar vermek zorundasin.. Vermezsen
3un birini veriyolar haehea:D Neyse yav sorun yok simdilik sokakta
fuardan aldigim peru flütümü calip sapka acacak kadar zorda degilim..
Sadece bi sallandim silkelendim... Derslerin cins temposu yuzunden
tamamen onlara endekslendim.. Yasadigim guzellikleri aktaramaz oldum
son gunlerde.. O yuzden boyle zaman buldukca, toparlayip aktariyorum
hatirladigimca.. Bole blog mantigiyla hareket etmedigim icin kusura bakma-
yin sevgili blogumun sevgili 10-15 okuru.. Belki o kadar bile yoktur.. Belki
15 20 arasi biseydir ama evet.. Bu son cümlelerde gönderme var heahe
Lan benim bi arkadasim blog yapsa gurbet ellerde her gun okurum merak
edip :P Bana ne be cokta pipimdeydi.. Ne bok yerseniz yiyin hahaha :D
Benim icin yeterde artar takip edenler...
Neyse efendim bu hafta Essen denen sehre gittik.. Aynı zamanda yemek yemek
fiili oluyor kendisi Almancada.. Bu iki ayrı anlamı olan kelimeyi gun icinde
cok kullandigim icin yasadigim iletisim zorluklarini anlatamam hahaha
Neyse iste guzeldi.. Burdan farkli olarak daha bi neseliydi sanki de
Eyaletlere ayrilmis bu ülkede bölgeler birbirinden farklı olsada bölge icinde
ki bir cok sehir birbirinin kopyasi sanki.. Yokolmus tren istasyonlarinin
uzerine insa edilmis yeni tren istasyonlari, sehrin önemli sirketlerinin
binalarindan sonra bir cadde ve ana alisveris caddesi.. Sokaklar ise uzun
genis catili binalar ve genis caddeler.. Bolca da yesillik..
Ya tamam hersey cicek gibi.. Bi medeniyet bi ferahlik bi kalite..
Ama üzerine basa basa söylüyorum duzensizligi ve spontanligi o kadar
ozledimki.. Entrikayı kavgayı bagirisi cigirisi ozledim diyorum anlamiyor
sunuz :D Bugun birbirimize bagirdik diye uzak mesafeden yandaki evden
azar isittik aksam uzeri 7 gibi.. Trde bozacilar, yanik sesli gevrekciler
eskiciler manavlar tüpcüler sucular serseriler goztepe atkili aptal gencler
her turlu renk hersey mevcut yav inanilmaz... Onu ozledim ben..
Bole en cilgin en sira disi seyi yaparken bile sanki onu gorev bilinciyle
yapan robotlar gibi yasamayi degil... Neyse yav.. Bugun bole beynimi
elime gondererek birseyler karaladim tr'de ozledigim seylere dair..
Onuda tarayip koyayim dedim;
( Dandik bir eskiz oldugu icin belirtmekte yarar var; çay gevrek, t. kahvesi
kokoreç, ekmek, cami, midye, sokak kedisi, kara sinek, günes, deniz ve gemi..)














Bu arada cumartesi günü erasmus halkı olarak eurovisionu izledik
daha dogrusu erovizyonu.. Pek bi neseliydi hemen hemen yarisan
her milletten bi insan vardi diyebilirim.. Abartmiyorum.. Kimi zaman
Polonyali arkadas, sonuncu olmak istemiyorum..Puan verin lan! diye
bagirdi kimi zaman Yunanli kendini bi bok zannetti falan hahaha :D
Neyse guzeldi ama.. Bizimkilerin sarkilari falan mukemmeldide o
solist ölü balik gibi bakiyodu uyumadan gelmis sanirim kiyamam :P
Aslinda en cok fransayla ispanyayi begendim.. Bence sacma ve politik
ve modasi gecmis olan o sikici yarismayla dalga gecerek en guzelini
yapmislardi.. Ben simdi derslere doneyim sonrada zibarayim..
Sevgiler cok cok ::::

Hayirli cumalar :S

2 haftadir cennet gibiydi hava.. Sonunda yine bozdu yine gri Almanya..
Usuyerek falan uyandim.. Izmir'de sanirim terlikler sortlar giyilmeye
baslanmis :: pek kiskandim acikcasi.. Havuz planlari yapiyorduk bugun
hava guzel olursa diye de hahah subat sanki hava..
Gecen gunlerde kampüs alaninda devasamı desem ucsuz bucaksizmi
desem bir parti yapildi.. Her kosede bir dj bir baska muzik falan..
Tamam cok guzeldide insanlarla birbirimizi kaybetmekten eglenemedik
o kadar karambol bi ortamdiki herkez birbirini ariyordu::
Bide genellikle cok farkli calinan muzikler:: Almanlarin popüler müzik
anlayisi yani.. Ne bileyim boyle mars gibi falan geliyo hepsi bir agizdan
soyluyo hipnotize olmus gibi dansediyo hepsi::
Eglencede bile robotuz demek istiyorlar yani sanirim :S Asıl muhabbet
parti öncesindeki mangal partisiydi.. Herkez yicegini icecegini getirmis
ortada 4 mangal, mangal basina 2 ülke seklinde bolustuk hatta arkadaslar
sagolsun ortasindan sinir bile cektik bizim alanimiza domuz girmeyecek
diye:: Ama nasil ozlemisim varya lokum gibiydi o tavuk sanirim 3 aydir
falan yoktu mangal hayatimda..Ne kadar kendimizden gecerek yedigimizi
anlamaniz icin hemen asagiya su fotografi birakiyorum :D Turk tayfasinin
bir kismi ve israilli bacimiz ; ( o degil de benim agzimdakine ne demeli:D)









Gecen gun arkadasla konusurken, bir erasmus ogrencisi olarak hayatimizin
harbiden acaip guzel oldugunu falan dusunduk.. Yani yoklama kaygisi olma-
yan okullarda okumak, nasil olsa misafiriz diyerek her konuda rahat davranmak
haftanin 4 gunu parti.. Onlarca farkli kulturle birlikte yasamak..Ama sunu da
farkettim er yada gec :D ; bazen kendilerini kandirsalarda, erasmus ogrencileri
(bende dahilim) bir gun, daha dogrusu ortalama 1,5 - 2 ay sonra, bu samatanin
biteceginin ve herseyin normale doneceginin farkindayiz.. Dolayisiyla direk
sömürü direk geyik hersey.. ( Tabi sorumluluklari sallamadan.. o kadarda
degil) Ama iste inceden adami yoran yipratan bir tarafida var.. Cunku cok
yogun.. Yani yorucu degil dinleniyorsun gonlunce ama tempo yogun.. Monoton
degil..Her iki haftada bir sanki altyapi degisiyo ve bambaska bir yerde gibi
hissediyorsun kendini... Geldigimden beri senaryo sanirim 5-6 kere degismistir..
Oncelikle bilinmezlik - karanlik, yanlizlik, ilk arkadaslarla tanisma, diger
erasmus gruplariyla tanisma, okulun baslamasi, ortami benimseme..Sanki hepsi
birbirinden kopuk farkli evreler farkli filmler gibi... Bakalim daha kac evre degisti-
recegim... Kisacasi monotonlugu ozlemeye basladim diyebilirim :S:S
Yogun demisken mesela bu gece de Amerikali hatun arkadasimiz Laila'nin dogum
gunu.. Buda ona yaptigim sacma dogum gunu hediyesi:: Kisisel bir pogaca tarifi
kitabı.. Kendisi pogacayi cok seviyoda:: Hatta ara sira yapip yiyoruz patlarcasina::
haehea:: Neyse yav gorusuruz sonra.

Simit Sarayi Prensi Ozy...

Evet bu lakabı sabah sakallarimi keserken sadece bıyık bırakinca taktim
kendime:: Sayılmayacak kadar fazla bıyıgım olsada yine dagilima bakinca
yanlara dogru cogalmasi bana harbiden kedi goruntusu veriyor...
Simit ve simitci kavramlarindan soz etmisken evet bu hafta gercekten
acaip tutumlu bi haftaydi benim icin.. Avroya meydan okuyorum meydan!
Bu tribi devam ettirip daha fazla gezip görmeye bakmaliyim diye
dusunuyorum.. Dünyanin en iyi 100 afisi sergisi acilcakmis Berlinde..
Mesela onu kacirmamam lazim.. Tren diyoruz ucuzdur diyoruzda afedersiniz
kimi zaman ucaktan bile pahali oluyorlar.. Bi sekilde bakicam basimin care-
sine artik.. Berdus bir hafta gecirsemde guzeldi bu hafta baya.. Fransiz
arkadaslar gercekten ovunmekte hakli olduklari peynirleri ve saraplari ile
guzel bi parti verdiler... Bugune kadar zevkini cikarsamda tam anlamiyla
hakkini veremedigimi anladim o sarap peynir kavraminin.. Buradayken
alabildigimce bilgi almaya bakiyorum onlardan..
Bir diger gelisme de çarsamba gunu Türkiye'den gelen bölüm baskanimiz
Ulufer Tekerin bu okulda yaptigi sunumdu.. Sunuma sicak kanli Almanlar
saolsun ilgi gayet fazlaydi...(???) Bu arada okulun fotolarini gorunce vallaha
anilarim pek bi depresti.. Hala cozemedigim mimarisiyle o bombos arazinin
ortasindaki yesil bina yiginlari haha:: Neyseki seneye de ordayim:: Umarim
o son sene olur ama:: Bir diger guzellik ise, dun arkadaslarla gittigimiz bit
pazari idi.. Neden daha once gitmedim diye saclarimi yolacaktim..Cunku
bulabileceginiz hersey var.. Ve acaip ucuz fiyatlara.. Arkadas 12 euroya bi
bisiklet aldi mesela.. Biri de 6 euroya gitar aldi falan:: Eski eski binlerce sey
tr deki bit pazarlarinin imajı da yok ustelik:: Ayrica acaip genis bi gida bö-
lümü de var peynirinden etine hersey.. Sebze meyve bölümü tabi ki Türklerin
elinde.. Adamlar nasil ne sekilde ele gecirmislerse.. Manavci amca tipleriyle
adeta bir Türk pazarindaydim sanki dün:: Aksam da Matrix adinda dev bir
mekana gittik Bochumda.. Her odasinda farkli müzik çalan dev clublardan
biri.. Adamlar isiklandirmalarla dekorlarla öyle bi ambiyans yaratmislar ki
direk moda giriyosun haha.. Tabi aptal kafam fotograf makinasini unuttugu
icin buraya koyamayacagim...Bugunki entry'nin görseli su asagida gordugunuz
yaratik...Daha dogrusu yaratiklar.. Ögrendigim uzere mevsim itibari ile geliyor
larmis ormana yesilliklere.. Hani zararsizlar falan ama pek bi iticiler..
Aynen asagida belirttigim ozelliklere sahipler.. Kafama konan ilkini malesef
14 parçaya ayirdim kapinin önünde hala parçalari mevcut.. Hatta kuru yaprak
gibi böyle:: Ama ikincisiyle aramizdan su sizmiyo.. Kapinin önünde duruyo oda
sabit sekilde.. Tam öldürecekken kulun kölen olayim abim kapinda bekler
geleni gideni kollarim deyince bende affettim... Muhabbeti de iyiymis.. Iyıkı
oldurmemisim..
Bu arada pazartesi gunleri hic dersim isim gucum olmadigi icin uzun suredir
pazartesi sendromu yasamiyorum.. Nede guzeldi o sendrom o huzursuzluk...
Millet erkenden yatiyor ama ben sefa pesinde kosuyorum haehea:: Yarinda
calisip yemek yapmayi dusunuyorum...Patlican musakka tarzi birsey :S
Neyse yav.. Hafta ici gorusuruz..

Amsterdam'dan 10 afiş










































































































Söylenecek birsey yok!.. Tasarim ile boylesine
ic ice yasamak cok heyecan verici ve gaza getirici...
Zor sectim on tanesini iclerinden.. Kimisi pek de
umursamayabilir sokaktaki kagit parcasinin ne
kadar guzel oldugunu ama gunluk hayatin bir
parcasi olduklarinda ne kadar göz doyurdugunu
ne kadar basarili bilgi verdigini ve standartlari
ne kadar yukselttigini bir dusunun...

I amsterdam...

Nedir bu laf yav herkezin dilinde diye dusunurdum.. I amsterdam diye
bi slogani var Amsterdamın... Resmen slogan bu birçok kampanyada
reklamda kullanilan.. Evet gittim ve gördüm.. Bende i amsterdam dedim
sonunda... Aradigin her renk her tip her malzeme var resmen..
Acaip bir enerji.. Ardisik dar apartmanciklar, her biri birbirinden ayri
bir havaya sahip kanallar, birbirinden guzel bisikletler..
( Bu arada sokaklar, adeta bir acik hava afis sergisi.. Tasarim insanlarin
hayatina bu kadarmi girmis olabilir.. Belki yaklasik 30 tane yururken
durup kaldigim ve fotografini cektigim afis vardir.. Bunlardan 10 tanesi-
ni secip koyacagim bloga.. Ama secmek cok zor:: bilmiyorum..)
Klasik avanak turist modunda bir harita edinip merkezi gezmeye
calistiktan sonra hostel aramaya koyulduk.. Havalarda acaip guzel oldu-
gu icin hostel bulmak imkansiz gibiydi neredeyse.. Danistigimiz rehberin
tavsiye ettigi hostele kayit yaptirdik ve gezmeye devam ettik.:.:.
Tavsiye ettigi buysa tavsiye etmedigi ne acaba diye merak ettim cunku
acaip pisti kaldigimiz hostel.. Hele hele verilen paraya gore.. Neyse
at gibi yorgun oldugum icin umursamadim yorgandaki 5 farkli ten koku
sunu ve saclari.. Ertesi gunu yer bulamama sendromundan sonra gaza
geldik ve bisikletleri kiralayip sehri kose bucak gezdik.. Hatta ezberledik..
Bisiklet demisken.. Sanırım sehirde kisi basina 4 bisiklet falan dusuyo..
Bisiklet coplugu adeta sokaklar.. Yani copluk dedigim bal dok yala tabi
hepsi.. Hollanda bisikletleri, 'dutch bicycle' adiyla gecen ozel bisikletler..
Acaip agir, uzun yollar icin degil ama buna ragmen acaip goz alici, acaip
sade.. Fren sistemleri bizimki gibi elden sikmali degil.. Pedali geriye cevir
meniz gerekiyo.. Evet biraz dumur ediciydi ilk basta 4-5 kaza riski atlattik
tan sona *ke*ke alistim kullanmaya... Havanin guzelligi ve hostellerin
ucuk fiyatlari aklimiza bir fikir getirdi.. '' Kamp yapmak''.. Arkadas ilerde
de kullanabilecegi bir cadir aldi ilk once ve bisikletlerle, amsterdam manza
rali olaganustu yesillik kamp alanina gittik.. O kadar garipti ki o duygu..
Hani amsterdami bir turist gibi gezmeye gitmisken, kendimizi bir anda
zaten amsterdamda yasayan fakat sehirden sikilmis ve kamp yapmaya
giden 4 tipmis gibi hissettik.. Yerlesip cadiri kurduktan sonra ormanda
ciplak ayakla ve sortla bisiklete binmek, cimlere uzanmak ahirlardaki
hayvanlari izlemek, gece kizarmis tavuk hollanda birası ve dunyanin en
dandik poi ceviren adami.. Evet adam gaza gelmis deri pantalon falan
giymis degisik kiyafetler giymis poi ceviricek atesli falan... Adam kendini
yakiyordu yav.. Gunun yorgunluguyla adamin saclarini yanarken gormek
bi garip yapti beni.. Birbirimize baktik arkadaslarla ve birsey soylemeden
adami izlemeye devam ettik baygin baygin... Bu arada kamp yaptik dediy
sek kapma dair bi cadirimiz vardi:: Gotum dondu diyebilirim gece uyurken..
Ertesi gunu bisikletleri iade ettikten sonra Amerikali bi arkadasin ailesiyle
bulustuk onlarda is icinmi ne gelmisler.. Ondan sonra da sehirdeki gormedi
gimiz mekanlari gorerek turu noktaladik.. Yorucu ve garip bir haftasonuydu
boyle tatilin icinde ufak bir tatildi o kamp falan acaip guzeldi yav.. Guneste
baya yakti saolsun.. Yaz tatilinden donmus gibi geri geldim dortmunda..
Bu arada hollanda peyniri derim baska bisey demem... Bide sunu anladim;
Bazen bir sehrin yabancisi bir turist gibi her yeri o iki gunde gormeye calisa-
rak degil de, sanki oraliymis gibi davranarak, gunluk faliyetler yaparak
sakin olarak daha cok egleniyo insan :S boyle bi kaniya vardim.. Neyse::
yarin gorusuruz::




















































lilalilaliillaa

Guzel bir hafta iciydi.. Projeler güzel gidiyor sanırım.. Dersler cok yogun
degil Türkiyedeki gibi.. Bu yüzden hic okulla alakam yokmus gibi hisse-
diyorum okuldan kopuk oldugumu düsünüyorum ama degil aslinda..
Zaten okulda fazla vakit gecirip elde edebilecegim birsey yok..
Hani güzelim narlideredeki o kantin bahce muhabbetleri yok.. Herkez
robot gibi gelip gidiyor daha once bahsettigim gibi.. Cok kotu..
Dolayisiyla zamanimin buyuk cogunlugunu yurttaki insanlarla geciriyo-
rum.. Bu haftanin en bomba olayi bence dun Çek arkasim Radimle
yaptigimiz bisiklet turuydu..Planda Dortmund sınırındaki bir ormanlik
alana gidip birseyler yiyip donmek vardi..
Ilk basta hersey normaldi.. Havaalaninin
bulundugu semte gittik önce. Semt yokuslu
bir arazi uzerine kurulu.. Semtin hemen
ardindan tarlalarin basladigini ve yolun bit
tigini dusunun.. Biz durmadik çitleri falan
atlayip sacma sapan yollara falan saptik
Bacaklarimiza biraz ısırgan sürttürdükten
sonra 2. resimdeki aciklik alana geldik ve
arkadaki ormana dogru yol aldik..
( Bu arada bu Radim denen herif manyagin
teki.. Hayatimda bu kadar hiperaktif bu kadar
kurtlu bi herif gormedim..Ve Ona göre hersey
olabilir, hersey normal.. Bu kadar rahat bi
adam gormedim hayatimda.. Dunya bi tara-
finda degil resmen..) Neyse bu arada Alman-
yada acaip güzel ormanlar var.. Acaip guzel

yesillikler var.. Kendimi boyle doga olaylarina verdim iyice.. Bir gun de
bu adamla isveçe gidip kano kamp olaylarina falan girmek istiyoruz :S
5 euroya ucak bileti bulduk saka gibi.. Neyse.. Uzun bir orman parkurun-
dan sonra bir anayol bir tane daha orman ve ufak bir kasabaya geldik..
Daha dogrusu kucuk bir sehir.. Schwerte diye.. Varya hayatimda bu kadar
sirin bu kadar pozitif bir sehir gormedim.. Mimarisiyle unluymus sehir..
Eski Alman evleri.. Tarihi evler tas yollar ve harika kafeteryalar...Neyse
amacimiz bi nehire ulasmakti bu tarihi evlerin arasindan bir patikaya
ciktik ve su asagida gordugunuz mekana geldik...'' HUZUR''.
Burda birsey ler yedik bu resimdeki amcayla
biraz muhabbet ettik ve yola devam ettik.. Donus
yoluna gecmeye karar vermistik ki bu sefer, bir
göle cok yakin oldugumuzu farkettik.. Anayol
üzerindeki bir türk restoranından, kuru köfte
patates pilav ve uludag gazoz aldiktan sonra bir
25 dakka daha sürüp o doga harikasi göle geldik..
Insanlar havaninda etkisiyle o kadar gaza gelmis-
lerki bole deniz muamelesi yapiyorlar göle adeta
Kanolar balik tutanlar ördekler.. Butun canlilar
akın etmis resmen haehe:: Ne bileyim garip geldi

denizin dibinin dibinde yasayan biri olarak o manzara :D yemegimizin
ustune birer sampanya cakarak bir kac vesait otobüs seklinde eve donduk..
Gercekten cok yorucuydu.. Birde aksamina bizim tiplerle bara falan gittik..
Sanirim 30 km.ye yakin sürdük bisiklet.. Evet.. Benim icin bir rekor!! Oha..
30 km.. Neyse.. Bunu bisikleti olan insanlarla sık sık yapmayı düsünüyoruz..
Ama o kadar komiktiki tam ekipmanlarla 3 milyarlık dag bisikletlerine
binen robot almanlarin yaninda biz zavalli gorunuyorduk ama egleniyorduk..
Amacimiz eglenceydi sonucta.. Arkada asagida gordugunuz uzere bayraklar
2 denyo tip.. Evet gercekten komikti.. Zincir hep atıyo vitesler geçmiyo
Zil bozuk arka tekerlek problemli ve arka frenler tutmuyo.. Radimin bisik-
letinin sol pedalı da bosaliyo.. Yani ceviremiyorsun normal olarak.. Aksiyor..
Neyse haha:D asagida da turdan bir kac fotograf daha gorebilirsiniz..
Diyerek yatiyorum yavastan..Yarin, daha dogrusu bir kac saat sonra
Amsterdam icin yola cikiyoruz.. Pazar gunu ordan birseyler yazicam..
Gorusuruzz:::










Radical Advertising

Siz Grafiste giderseniz bende bu sergiye giderim diyesim geldi simdi::
Hafta sonu yurttaki arkadaslarla Düsseldorf'a gittik.. Uzun süredir
devam eden bir sergi vardı Radical Advertising adında.. 'Nrw Forum'
denen mekanda sergileniyor.. Mekan, tasarım, reklam, fotograf vb.
gorsel iletisim disiplinlerine adanmis durumda.. Oyleki o magazasında
kafayi yemek üzereydim kitaplar posterler vb. seyler karsisinda..
Neyse iste genel olarak sevimli bir kültür merkezi diyebilirim.. Kucuk
ama gayet guzel.. Nehir kenarında falan bide.. Bu sergide, yani Radical
Advertising'de ise, son yıllarda önem kazanan guerilla reklamlardan
ilginc outdoor uygulamalardan, çesitli enstelasyonlardan ve siradisi
basin ilanlarindan örnekler sergilenmekteydi..Serginin can alici nokta-
si ise, marka manyagi tuketim toplumunu elestiren hatta yerin dibine
batiran karsit calismalara da yer vermesiydi.. Acikcasi birbirinden
ilginç reklam uygulamalarini, temiz ve etkileyici bir sergi duzenleme-
siyle gormek, bir tasarim ogrencisi olarak beni baya heyecanlandırdı..
En etkileyici olanlari ( bazilarini) asagida gorebilirsiniz;









































Çiçek gün..

Sanırım bugün güzel bir gün evet.. Diyeceksiniz cok mu uyudun dinlen-
dinde boyle oldu..Yok.. Sabahliyordum gaza gelmistim.. Unutmusum
uyumayı sanki.. Günes doguyo falan.. Gaza geldim atladım herküle..
Hic gitmedigim yerlere gittim sabah sabah.. Ormanlarin icinden her ta-
rafı grafitilerle çevrili bi okulun bahçesine çıktım ve ordan bi siteye
girip anayola aktım.. Kahvaltı falan hazırladım kendime çaykur çayım
falan haha keyfim gayet yerinde...Baharıda seker gibi oluyormus bu-
ranın hava cok ayar adeta.. Bu arada gectıgımız 3 gun internet yoktu..
Nedeni bilinmeyen bir arizadan dolayi.. Bazen internetsiz asla yasaya-
mayacagımı düsünüyorum.. Gerci uyum saglamistim onsuzluga ama
arizanin onarildigini duydugumda kendimden gectim kontur yukle-
mek icin.. ( Evet igrenc bi durum burda internet.. Konturlu::)
Yogun gunler baslamak uzere.. Bi yandan avrupanin ortasinda olmanin
verdigi cins heyecan ve eglence istegi, bir yandan derslerin insani ense-
sinden durten huzursuzlugu bir yandan cins bir azim bir hırs..
Bi uçtan bir uca gidiyorum.. Bu hafta parti yasagı koydum kendime..
Cunku cumadan 3-4 arkadasla Amsterdama gidiyorum.. Eglence olayini
abartmamam lazim..
Bu arada grafist baslamis sanirim.. Tadini cikarin gencler.. Orda olmak
cok isterdim::.. Simdilik byebye diyerek h.sonu resimlerini ayarlayip
siteye koymayı planliyorum..

Son yılların en iddaalı Türk filmi...

nanayninaynom

Geçtigimiz cuma, okulda her egitim donemi duzenlenen bir parti vardi
Campus Total adinda.. Okulumuzun bagli oldugu Dortmund Üniversitesi
baya buyuk bir alan uzerine kurulu ve direk sehrin icine entegre olmus
durumda yani otobus tren ve metro icinden geciyo.. Daha dogrusu kam-
püs sınırları yok diye size oyle geliyo:: Neyse iste bu kampüs sınırları
icindeki her müsait mekanı birer parti alanı haline getirmisler.. Her bi-
rinde farkli müzik farklı atmosfer.. Hep oyle hepsi bir arada partilerde
bulunmak istemisimdir.. Biletimi kaybetmem ve 2 kere kacak girmek
zorunda kalmam disinda hersey yolundaydi diyebilirim..
Arkadas kapidaki gorevli uzerimi kontrol ederken bana bileti vermese
giremezdim gercekten.. Hava her ne kadar gri ve yagmurlu olsa da bu in-
sanlar yaza hosgeldin partileri düzenlemeye basladilar bile:S anlamadım
bu olayı hahaeh:: Bu arada bu ayda bitti demekten kendimi alamıyorum..
Saka maka 2.5 ay bisey daha kalicam ve donucem insallah.. Yarın falan
donus biletimi ayarlamak icin havaalanindaki buroya gitmem gerekiyor..
Bugunlerden ayarlamak lazim sanirim cunku temmuz ortasi buradaki
vatandaslarimizin izin tatil gunlerine denk gelicek ve bilet almak neredey-
se imkansız olacak!.. Bu arada cok geyik bi film afisi uzerinde calisiyorum
yarin koyabilirim buraya:: Ayrıca yeni hedefim, üstadım masterim annemin
irmik helvası tarifi haehe:: bi yapayim su insanlarada kendilerinden gec-
sinler:: Sevgiler deugra, eg, wonderlandguys ve ailem::

Biz Bukalemunuz...

part 1 - rutin bir carsamba

Rutin bir çarsamba idi.. Okulda tasarim hocasi ile olan randevumdan
sonra alisveris yapip pazara ugrayacaktim herkülle..(Okudugum okul
fakülte gibi bir kurum degil de daha cok meslek yüksek okulu manti-
ginda bir okul oldugundan olsa gerek boyle sinif falan yok hic.. Sadece
ogretmenlerin genis odalari ve odalarina bagli atolyeleri var..)
Oncelikle deugra.. Okuldaki imza sistemine deginmek istiyorum,
imza zorunlulugu tabi ki yok :D ama dersin gelmek istedigin seanslari-
na adini yazdirmalisin istedigin zaman..Isin oldukca.. Hani her hafta
gelme gibi bir zorunlulugun olmasa da bu bahsettigim hoca, o kadar
sevilen bir herif ki seanslar hep dolu oluyor..

part 2 - Ben neyim?

Okula girdigim gunlerden beri, hem ilüstrasyon anlamında, hem de
tasarim anlaminda bir karara varmam gerektigini dusunup duruyor-
dum.. Hani artik tarzim belli olmali aman allahim 4. sinif oldum hala
bir üsluba sahip degilim gibi sacma sapan triplere hepiniz girmissiniz-
dir.. Veya kararli bir izlenim birakmak adina kendinizi zorlayip yalan-
dan bir tarz benimsemek icin kendinizi kasmis ve bir keresinde bam-
baska tarzda bir is ortaya cikardiginizda, ikilemlerin içinde bulmussu
nuzdur kendinizi.. Ben neyim diye..

part 3 - Bukalemun

Neyse iste bu ders icin bir hi-fi muzik sistemleri fuari adina 10 serilik
bir afis serisi yapmayi dusunuyordum...Hocaya ayni tarz ve konseptte
farkli eskizler sundum.. Bunun serbest bir proje oldugunu, Bana aynı
tarz degil de bagimsiz 10 farkli afisin daha ilgi cekici olacagini soyledi..
Ilk bi karsi ciktim cunku oyle birsey olamazdi sanki.. Bir tasarimcinin
tarzi olmaliydi.. üslubu olmaliydi.. ve tek tasarimci dan ciktigi belli
olmaliydi bir afis serisinin :: Türkiye de tasarim ile ugrasan bir cok
unlu ünsüz insanin, farkli okullardaki ogretmenlerin ve insanlarin
gorusudur ki bu.. Budur yani olay.. Kendimce anlatmaya calistim bu
durumu ve beni adeta su Türk üslubu ile azarladi;

''25 senedir bu isin icindeyim.. Ben bile oturtamadim tarzimi?.. Bizler
bukalemun gibi olmaliyiz.. Bir seyi sadece o is icin benimseyip birakma-
liyiz.. Sürekli bir ısrarlılıkla aynı tarzda yaptigin calismalar, sadece
o donemde yapmaya alisik oldugun bir üsluptur.. Favorindir.. Ama
tarzın degildir.. Ne kadar cok dokuya uyum saglarsan, o kadar kitleye
ulasir, o kadar doku örnegi toplar, o kadar basarili olursun..''

part 4 - Outro

Evet gecenin bir yarisi yanlislariyla dogrulariyla hatirladigim kadarini
cevirip sacma kurgumla sizlere sunmaya calistim hayatimin konusma-
sini.. Prof.undan Doçentine, elinin kenarı kursun kalem siyahı olmus
hazirlik tayfasina herkezin bu olayi benimsemesi idrak etmesi dilegi ile..
( ve tabiki de grafik tasarimin sanat olmadigini haehae :: )
Iyı haftalar hepimize::

Cins bir karsılastırma;



:D bu yaptigim karsilastirma tabiki bir geyik::
Ama az da olsa bir gerceklik payi yok degil :D

Ve enseye patlak günler baslar...


:D Öncelikle su ekranin kosesindeki Türk bayra-
gina ve nazar boncuguna deginmek istiyorum :D
Aslini sorucak olursaniz ben de ilk gordugumde
cok sasirdim:: Cunku site konusunda yardim et
mesi icin sifreleri verdigim arkadasim Tevfik ta-
rafindan yerlestirilmis, el emegi göz nuru ikonlar!
Ayni zamanda kerata bi program yazmis.. Ustune
getirdigin zaman mouse u benim kac gündür gurbet
ellerde oldugumu görebiliyorsun..Ve evet gelelim
su enseye patlak muhabbetine :D 49-50 gün olmus
buraya geleli.. Vay anasini diyesim geliyor hakkaten!
... Dogal olarak yurttaki sogukluktan eser kalmadi..2 dönemlik ögrenciler
yenilere alisti, yeniler mekana alistilar..Gercekten tam bir kültür mozaigi.
(Bu arada gecen gun sehir merkezindeki meydanda dev ekranda B.Munich
Borissia Dortmund maçı vardı.. Halk nefesini solugunu kesmis maci izli
yordu her yerde bira cadirlari falan..Mac sonunda Dortmund tokatlansa
da güzeldi ortamda bulunmak.. Acaip bi organizasyondu..Neyse.. )
Enseye patlak muhabbet lerin ilki, yurttaki en ilginç tiplerden biri olan Tai
adındaki Madagaskarlı arkadasimiza, fenerin aleyhine söylenen o ünlü
'' Fener Opera'' yı ögretmek oldu... Adam o kadar vurgulu ve Türk gibi
söylüyorki inanamazsınız...Tabi bununla kalmadık.Bilindik bütün küfürleri
ögrettik herkeze burdaki Türk arkadasim Okanla:: Hatta daha bugun
acaip komik bir olaya denk geldik..Avusturyali Jurgen, ayagini koltugun
kenarina çarpti.. Hani o pis acitan çarpmalar vardir ya.. Onlardan biriydi.
Adam refleks olarak hassiktir dedi...Inanilmazdi.. Makarna yerken sahit
oldum..Ölüyordum bogularak:: Simdi diyeceksiniz bu mudur kültür degisimi
bu mudur erasmus :D evet belki de büyük bir kısmı bu tantana bu muhab
bet!... Okulda veya erasmus oryantasyonlarında beynimize asilanan
gibi sacma sapan, okulunu ülkeni tanitma sorumlulugunda olmak degil...
Veya sacma sapan sunumlar yapmak degil..Bu tip bilgi paylasimlarinin
hepsi zaten amacina ulasiyor...Su an bir cok ulkeden insan Türkiye'ye
hele ki Izmire gelemk icin can atiyor zaten! Hem bir süre sonra Avusturya'da
Amerika'da Fransa'da veya baska ülkede belki de çok uzun süre yasadiktan
sonra ogrenecegin seyleri ogrenebiliyorsun bir geyik muhabbetinde...
Yanliz geyikten ciddiye dogru gitmeye basladi sanirim yazdiklarim yukarida
Bakmadim hic bilmiyorum ama öyle sanirim:: Velhasil eger su yaziyi
okuldaki stickerlardan blogun reklamlarini gorup siteyi ziyaret eden 1. sinif
arkadaslarim varsa diyecegim su ;
Önünüzde cok zaman var allahinizi severseniz yabanci dilinize önem verin
ve girisin su erasmus olayina:: lütfen::
Yarın görusmek uzere...

Memlekette alamancı, burada yabancı;

Bu sözleri 90'lı yıllarda benim gibi gaza gelip Cartel fanatiği olan
herkez biliyordur.. ''Memlekette alamancı, burada yabancı...''
Aslında düşündüğümüzde o kadar içler acısı bir durumki bu duruma
düşmek.. Yaklaşık 1.5 aydır buradayım diyebilirim...Azımsanmayacak
kadar Türke rastladım.. Yaşlısından çocuğuna, gencine her türlüsüne..
O yaşlılar yokmu.. Buraya ilk nesil olarak göç eden kitle.. Suratlarına
yerleşmiş bir güzün var sanki hiç gitmeyen...Bu sözün farkında oldukları
ve bunun acısını çektikleri çok belli... Peki bu cümlede adı geçen
''Alamancı'' nedir?? Genelleme yapmayı çok seviyoruz bilirsiniz...
Ben bile arkadaşlarımdan bu damgayı yemeye başladım diyebilirim
sadece burada okumama rağmen...Kimdir bu alamancılar ? Burada
yaşayan her türk alamancı mıdır? Bize onları hatırlatan şeylerden neden
tiksiniyoruz? ( O güzelim eski kasa mercedeslerden mesela::)
Geçen gün, Türkiyeden buraya yapılan göçün bir tarihine göz atayım
dedim.. Ekşisözlüğe de bakınırken biraz ağır ama dobra bir yazı buldum..
Acı ama gerçek! Sanırım durumu özetliyor biraz;

ilk nesil hepimizin bildigi gibi hayatinda dogru dürüst kent görmemis bagli oldugu
( 1969 - 1971 yılları...)kasabayi büyük kent sanan köylü insanlarin hayvan pazarinda
hayvan seçilir gibi seçilmesi ve berlin, münih gibi metropollere getirilmesidir. bu insan
lara nasil bir yere gidecekleri, nasil yasayacaklari, oranin kültürü ve dili hakkinda en
ufak bir bilgi dahi verilmeden oraya yollanmalari sonucu bu insanlarin oranin sistemine
adapte olamamalari gayet dogal karsilanmalidir. nasil ki ilkokul üçüncü siniftaki bir
ögrenciyi tutup lise2 sirasina oturtursaniz birsey anlamaz ve derslerden kopar, ayni seki-
lde bu insanlarda köydeki hayatlarindan koparilip büyük kentin karmasasi içine atilinca
buradan kopmus ve hiç bir yanini almak istememisler kendilerini bu karmasadan korumak
için ondan izole olma yoluna gitmislerdir. ama bu defansif bir izole olus degildi bu insan-
lar köydeki adetlerine ve kültürlerini orada koruma yoluna gittiler kaçinilmaz olarak.
zaten bu yüzden ilk nesil almancilara kaba cahil insanlar gözü ile bakilir. bu insanlar
stabile olmus bir hayat sürerken akillarinda hep o köyleri vardir*. oysaki köyleride yavas
yavas modernlesmektedir çünkü onlar üçünü siniftan 4. sinifa yavas ve emin adimlarla
ilerlemektedir, alamancilar gibi birden bire büyük bir degisimin içinde bulmamislardir
kendilerini. bu yüzdende köyüne geri dönen almancilar buradada kendilerini yalniz hisse-
derler...ama asil sorunlar içinde yasayan birinci degil ikinci nesildir, birinci nesil kendini
sistemden izole ederken kurtarmistir kendini ve kendine verilen rolü yadirgamamistir. oysa
ikinci neil en problemli nesildir onlarin toplumdan izole olmus geçmis adetlerine siki sikiya
bagli (bircoguna göre geri kafali) aileleri ile modern alman sistemine uygun okullari arasin-
daki farkli ve birbiri ile çelisen bilgi bombardimani altinda kalmislardir. buna arkadas çevre-
lerinde türk olduklari için duyduklari ezikligide eklersek bu insanlarin ne kadar zor bir
durumda olduklarini anlayabilirsiniz. babalarinin anlattiklari memlekete gittiklerinde gelenek
ve görenekleri ile karistirilmis bir alman egitimi arasinda kalmis* bu insanlar duyduklari
yalnizlasmanin tedavisinin burada da oladiginin farkina varmislardir. babalari gibi izole
olarak degil seslerini duyurarak karsilik vermeleri sonucu cocuklarini kendilerininki kadar
farkli iki uç arasinda birakmamislardir. ama bu ikinci nesil alamancilar bizim bugün kiro
die tabir ettigimiz nanlar olmuslardir, çünkü içleri örf ve adetler arasinda savas verirken
dislari ile almanlara benzeme çabasi vardir. her iki taraftanda sectikleri seyleri birlestirince
ortaya acaip bi kombinasyon çikmistir. bu insanlar kendilerini hic bi yere bagli hissetmezler
ve cartelinde sarki sözlerinde geçen "memlekette alamanci burada yabanci" duruma düsmüsler-
dir. ama onlar bu çeliskiyi yasamamis olsalardi 3. yada 4.nesilin yüzlesmek zorunda oldugu bir
hesaplasma olacakti bu. su anda 3. ve 4. nesil ya tamamen soyutlanmis yada kendilerini kabul
ettirmislerdir ve bunu bütün bu çatismalari yasayan 2. nesile borcludurlar.

Bambi Ozy ve arkadaşları!


Sevgili ckb okurları! Bu yazıda size, bir süredir takip ettiğim
üç tipi tanıştıracağım.. Kendileriyle, balkonumun önündeki
bahçede tanıştım.. Balkonda etrafa bakarken rastgelmiştim
ve hep burada yaşadıklarını geçen gün farkettim::
1. si paranoyak bir sincap.. Evet paranoyak aynen öyle arkasına
baka baka koşuyor.. Onun yüzünden bende ruh hastası olucam
yakında.. Korkulacak bişeymi var acaba bi bira kapıp gitsem
dertleşsemmi kendisiyle ::: Neyse 2.si bir kuş..
Hayatımda gördüğüm en güzel ve sevimli kuşlardan biri..
Ve acaip güzel ötüyor..Kuşun sorunu ise bence çok garip
bakması... Hani öyle bir duraksıyor ki sanki bir anda
bağıracakmış gülecekmiş gibi bir ifade alıyor suratı.. Veya o boku çıkan
mtv jenerikleri varya:: Onlarda ki gibi garip garip şeyler yapacakmış gibi!
Neyse.. Son karakter de bu civarlarda gördüğüm 2. kedi olan bu tosuncuk
Hayatımda ilk defa bir kediye selam verdim pisipisi dedim diye kendimi
bu kadar suçlu hissettim...Bana aynen bu şekilde baktı lavuk...
Sanki onu öldürmek istiyormuşumda farketmiş gibi falan..
Utanmasa ne bakıyosun bilader diyecekti yav vallaha bak...Neyse bir daha
selam verirse veririm ancak..Yoksa bende kasmam kendimi iki
güleryüzlü olcam diye..Beni bulmaya devam ediyo sanırım bütün cinslikler::
Bir hayvanat bahçesine daha gitmeyi düşünüyorum yakında okuldan
bir arkadaşımla:: Baya büyük bir parkmış! Ordaki tipleride görmek için
sabırsızlanıyorum galiba::

1. aydan 5 seçmece foto;

1. ay çektiğim fotolara bir göz gezdirdim ve ilgimi çekenleri şöyle
bir koymak istedim.. Bu arada arkadaşlarımın yorumları üzerine
artık daha fazla foto koymaya çalışacağım. Şehir, okul ve tasarım ile
ilgili.. İlginç bir reklam sergisi var Düsseldort' da.. Yakında sınıftakiler
ile ona gideceğiz.. Takipteyim..



Ana kampüs binasındaki tuvalet piktogramları..
Gerçekten çok başarılı..










Kaldığım semt Hacheney'e giden metronun
koltukları.. Hollandaya 1 saat uzaklıkta
diye midir nedir pek bi De Stijl etkisinde
sevgili koltuklar::








Ana tren istasyonu yakınlarındaki bahçemsi.
Bu mevsimde bu tarz ağaçların hastasıyım..
Bu arada bütün boşlukları bu şekilde değerlen-
diriyorlar ve paso övünüyorlar bununla..
Haklılar bence.. Taş toprak arazi olmasından
iyidir..






Yurdun yakınındaki Botanik Bahçesinden
bir kare.. Müdavimi oldum oranın!
Okula Herkülle gittiğim zaman, parkın
içinden geçiyorum süzüle süzüle:::





Bu da sevgili zürafa abimin 'bana lolo yapma'
şeklinde ki bakışı...
Yusuf yusuf olmadım değil şahsen..
Kapımı çalsa başım üstünde yeri var..
Buyur abim der alırım içeriye...
( Nasıl olcaksa o ::)

>1

Evet an itibariyle, 1. ayı doldurmuş bulunmaktayım..
4 hafta 30 gün 720 saat 43.200 dakika 2.592.000 saniye.. Dile kolay...
Şöyle bir yazıların oranına baktım da bu yazıyla birlikte 34 olucak..
Bence hiç fena değil.. Tabi işin içine projeler girmek üzere bakalım
önümüzdeki ay sonunda ne olucak durum..30 civarlarında olur yine
tahminimce.. Of bunları döndüğümde okumak acaip zevkli olucak
sanırım.. Genç kız gibiyim yav günlük kıvamında hahah::
Neyse yatayım ben artık :S Görüşürüz::

Bolu'lu Ozy Usta!..

Yaşadığın mekandan kopmanın en güzel yanı, daha önce farketmediğin
yanlarını keşfetmek.. İsteyince herşeyin olabileceğini görmek..
Buraya geldim geleli tembel hayvan Ozy'den eser kalmadı sanki..
Mutfakla aram hep iyiydi de ( Burhan kadar olmasın;) )
böylesine afiyetle yiyebileceğim yemekler yapabileceğimi bilmiyordum..
Bugün ıspanak yaptım mesela.. Geçen gün de fırında sebzeli bişey
atmasyon.. Yarın kızartma yapıcam patlıcan kabak falan ::
Öbürgünde annemin kutsal tarifiyle pilav yapmaya çalışıcam.. Pirinç
aldım geçen gün Türk marketinden:D Bide barbunya konserve..
Ha bi de ''Ömüre Ömür Katar'' şeklindeki dandik sloganı ile
ÖMÜR YOĞURT aldım.. En sevdiğim üçlü.. Barbunya pilav yoğurt..
Hastasıyım.. Bu alttaki de mutfak serüvenim adına betimlediğim ben::

08.04.2008 08.04.2008 08.04.2008 08.04.2008 08.04.2008 08.04.2008 08.04.2008

1. ay bitmek bilmiyor.. Son yazımdan bugüne, 2 gün geçmiş.. Ama sanki
1 hafta gibi.. Acaip bi his o kadar yavaş geçiyor ki zaman..
Bu arada diyeceksiniz neden bitmesini istiyorsun 1. ayın bu kadar..
Oha lan 1 aydır buradayım diyebilmek için.. Daha önceki
en uzun yurt dışında kalma rekorumu kırabilmek için :S
Kendi kendime bi saplantı haline getirdim yani 1. ayı bitirmeyi...
Ve yeni bir hafta evet.. Dersler başladı.. Bugünki derse giren hocalar
hastaymış (?) Bir hocaya randevum vardı ders kredileri konusunda
yardım edicekti bana onunla buluştum..( Burda randevusuz suratına
bakmıyolar adamın :S:S çok garip..) Her neyse Konsept ve Tasarım
dersindeki konu 'Müzik'.. Evet çok geniş bir konu.. Geldiğim
günden beri düşünüyorum ne yapabilirim diye..Alp Burhan Öcalın
motion graphic bir klibini yapıyor mesela.. Kimisi kurumsal kimlik
kimisi Sahne ve Konsept tasarımı kimiside enstalasyon yapıyor..
Ve gariptirki bu dersi alan yüzlerce kişi var.. Ders 4 seans halinde
kendini birine kaydettirmek zorundasın:S Aynı ders, hem tipografi
hem tasarım hem de ilüstrasyon için alınabiliyor.. Ben ilüstrasyon ve
tasarım adına aldım dersi sanki ayrı iki dersmiş gibi..
Tam oturtmadım kafamda ama genel olarak Müzik hakkında söylenen
güzel sözleri ( Ünlüler olsun, anonim olsun çeşitli.. ) tipografik olarak
yorumlayarak bir seri halinde sunmayı düşünüyorum..
Belki bir kitap olabilir veya poster ya da kartpostal serisi..
Poster veya Kartpostal yaparsam eğer, çift yüzlü olucak.. Arkalarında da
o söz ve genel olarak müzik kavramını içeren ikonlar veya ilüstrasyonlar
olabilir.. Aynı dersin ilüstrasyon projesi için ise 2. sınıfta Korkut Hocam'la
yapıpta tamamlayamadığım ''Ünlü rock yıldızlarının ölümleri'' projesini
değişik bir şekilde yorumlayabilirim onu henüz düşünmedim..

Bu arada casuskokorec stickerları Emre tarafından asılmış bölüme duydum ki
:D pek bi sevindim reklamımız bile var artık::


Bu da merak edenler için tipik bir Köln
fotoğrafı ve arkada Dom zu Köln kilisesi.
Yağmur çamurda pek güzel fotoğraflar
çekemedim.. Netten ceterelececetereleve*
yaptiğim için kusura bakmayın.



( * son derece düzeysiz, sadece boş grafikerlerin
anlayabileceği saçma bir kelime espirisi..
espiri bile değil aslında.. silme gevezelik..)

Karambol bir haftasonu;

Cuma günü, başarısızlıkla sonuçlanan ''oturma izni'' maceramdan sonra,
Jurgen ve Anna ile buluşup, ''Seks Fuarı''na gittik.. Evet seks fuarı:D
Dortmund da, Westfalen denilen bölgesinde önemli bir fuar alanı var
Dortmund Messe adında.. İlk geldiğimde de böyle hediyelik eşya
fuarı gibi birşey vardı ona gitmiştim.. İnanılmaz büyük..
Oradaydı bu fuarda..Neyle karşılaşacağımızı bilmeden paraya kıydık
girdik içeriye.. Kas yığını abiler kapıda.. İçerde gayet erotik, gayet
kırmızı bir ambiyans..Garip garip heykeller falan :D
Fuar alanının ortasında 2 sahne yer alıyordu.. Birinde periyodik olarak
çeşitli showların yapıldığı ana sahne, birindede yaşlı amcaların sıraya
girerek 2. sınıf porno yıldızlarına dokunabilmek ve fotoğraf çektirebilmek
için bekledikleri ufak sahne.. 2. sınıf diyorum çünkü mega star değildi
hiç biri.. Zaten en ünlü porno yıldızlarının bir araya geldiği fuarlar, genelde
vip ötesi insanların, yüzlerce dolar ödeyerek girdikleri fuarlar oluyor:D
Ama güzeldi yani showlar..( Polis, Fbi, Yamyam karışımı bir Gayin showu
dışında!!:S) Bunun yanında binlerce dvd, binlerce oyuncak, binlerce
iç giyim ve kıyafet.. Bunların yanında en çok dikkatimi çeken,
20 - 70 yaş arası herkezin ( kimileri sevgilileriyle, kimileri arkadaşlarıyla)
sanki böyle bir organizasyonu her gün görüyorlarmışçasına sakin, rahat
ve kendileriyle barışık olmalarıydı..Vibratör alan gay yaşlı amca, süper
marketten elma alır gibi rahattı.. Öte yandan orta yaşlı bir kadın kendisi
için alışveriş yaparken, kocası kadınlarla fotoğraf çektiriyordu..
Genç bir kız, sevgilisine süpriz yapmak için birbirinden ilginç
iç çamaşırları alıyordu kendine.. Helal olsun ki...İşin bu tarafına saygı
duymak lazım.. Heralde böyle bir etkinlik ülkemizde olsa ( ki imkansız)
ya fuar alanı abazadan geçilmezdi yada olağan üstü tepki sonucu yıkılırdı
taşlarla sopalarla..

Hafta sonu ise Köln'deydim. Nrw bölgesinin, en büyük şehirlerinden biri..
Kocaman bir nehir ve üzerinde bir sürü köprü.. Bibirinden ilginç yapılar..
Bir günde tabiki baştan aşağı gezilmezdi ama o yağmurda ve fırtına da
görebildiğimiz kadar görmeye çalıştık.. Şehrin eski kısımları, beyoğlunu
andıran dar uzun sokağı, aşmış müzeleri ve tabi ki ''Dom zu Köln'' kilisesi..
Tren istasyonundan meydana çıktığımda, önümdeki karartıyı
farkettim ve kafamı kaldırdım.. Hani o anki hayretimi, kelimelerle ifade
edemem yani yalan.. Dom zu Köln.. Yapımı 600 yılda bitirilmiş düşünse-
nize.. O kadar büyük olmasına rağmen, her bir santimetrekaresi ayrıntılar
la dolu.. Gotik budur işte dedim.. Hele sivri çıkıntıların köşelerinden sarkan
gargoyle heykellerinin olaya kattığı dramatizmi size anlatamam..
Bunun yanında bir de çukulata müzesi vardı ki yağmur yüzünden geri
dönemedik.. Havalar güzelleştiğinde, Herkül ile günü birlik bir Köln
yapmayı düşünüyorum tekrar..
Gece de, Yurttaki İspanyol kızlardan birinin doğum günü partisi vardı.
Gaza gelip onlarca şişe şarap almışlar ve sangria hazırlamışlar..
Güzeldi doğrusu.. Arkada da İspanyol müzikleri.. Sonrasındada yakin
tiplerle benim odada geyik. (ingilizce geyik ne kadar sürüyosa tabi)
Doğum günü bahanesiyle İspanyol gecesi düzenlediler onu da anlamış
olduk:D Bizde yapsak burdaki Türklerle bi TÜRK gecesi hiç fena olmaz:D
Rakı falan içirsek bu tiplere çok komedi olmazmı ya of :D
1 aya yakındır yapmadığım 2 şeyi yaptım bide bu hafta sonu
1. dana eti yedim
2. kedi sevdim bugun :D sol elimi feda etsemde sevdim..Çok güzeldi..
( yazılarımın gidişatından delirmek üzere olduğumu sanabilirsiniz
daha delirmedim erken:: )

Birinci ayın sonuna gelirken;

Oturma iznini hala alabilmiş değilim :D çok batmaya başladı bu durum..
Bir belge eksik diye basmıyorlar damgayı pasaporta..Bu hafta sanırım
onun peşinde koşmalıyım.. Of herşey o kadar yavaş ilerliyorki..
Hiç bu kadar uzun bi ay yaşamamıştım.. Hala ilk ayımı tamamlayabilmiş
değilim :D 1 gün 3 gün gibi geçiyo resmen :S:S
1. ayın sonuna yaklaşırken, çekirdek arkadaş grubumu oluşturmuş
bulunmaktayım. İlk günlerden İsrailli Anna, Avusturyali Jürgen,
( Jürgen ismi çok yaygın bu arada.. Almanların Ahmet'i Mehmet'i gibi::)
Finlandiyalı Hanna, Amerikalı Laila ve Will, Fransız Lou.
Of çok değişik bunun yanında, Hintlisinden Faslısına, Afrikalısından
Kazağına o kadar çok insan varki.. Bunca güzelliğin yanında tek sorun
ana dilin, İngilizce olması.. İyi güzel ama Almanyada, Almancamın da iler-
lemesini isterim:) o yüzden bu hafta içi ''sprache bar'' adındaki mekana
gidicem.. Mekanın konsepti, tamamen dil ilerletmek isteyen insanları
bir araya getirmek üzerine kurulu.. Bir bar böyle her masada başka dil
konuşuluyo falan.. Güzelmiş baya bir bakıcam..
Şu birinci ay bitsin, dersler rutine otursun, bir kaç ay tadından yenmez..
Hele bi de havalar ısınsa..

Fvvv



Of odamdaki tuvalette bir havalandırıcı var..
Işık on saniye açık kalırsa, devreye giriyor fan
ve ışığı kapatmana rağmen 3567 dakika susmuyor.
Geceleri aynen bu şekilde uyumaya çalışıyorum..
Söksemmi napsam..

Kredi verin lan bana!

Ovv en son yazının üzerinden 4 gün geçmiş.. Varya hayatımda hiç bu
kadar yardıma muhtaç hissetmemiştim kendimi.. Gerçekten
leb demeden leblebiyi anlamıyor burdakiler.. Tek ihtiyacım olan
ders kredilerini tutturmak ve hangi dersin kaç krediye sahip olduğunu
öğrenmek.. Herkez beni başka birine yönlendiriyor.. Pazartesiden
beri maymun oldum kapı kapı dolaşıyorum okulla ilgili olarak...
Ama almak istediğim güzel dersler var diyebilirim.. Öncelikle
teknik ağırlıklı bir okul olduğu için böyle ne bileyim tasarım programları
ve bunların eğitimine çok önem veriliyor.. O yüzden istediğiniz
her türlü programın, temel - orta ve üst seviye şeklinde, seviyenize
göre bulabileceğiniz bir sınıfı var.. Ben bunlardan Flash ve After Effects'i
alayım diyorum.. AE bilmeyeni adamdan saymıyolar buralarda haehea:D
Onun dışında, deneysel tasarım dersi var böyle kitap tasarımı falan gibi
şeylerin yapıldığı..Birazda serbest bi ders böyle saçma fikirlere ve malze-
melere açık..Bunun dışında müzik temalı grafik ve illustrasyon derslerini
ve ''Pimp My Mtv'' adındaki çatlak dersi almayı düşünüyorum tipografi
adına.. Of heyecanlıyım böyle artık şu bürokrasi bıdılarını geçip
derslere odaklanmak istiyorum... Şu kredi olaylarını halletsem gerisi
bal kaymak gibi gelirde..
Bu arada okul konusunda en beğendiğim şey şu ki; okulunuzu siz yaratı-
yorsunuz.. Birkaç gün boyunca hocalar, anfiye gelip derslerini tanıtıyorlar
bir kaç seans halinde.. Sen kafandaki soruları ve ayrıntıları soruyorsun..
Kafana yatarsa alıyorsun o dersi..Bence çok kıyak hatta harika!! Tabi
ulaşman gereken bi baraj var saat konusunda..
Sosyal anlamda çok alıştım buralara.. İngilizce ana dil, Almanca 2. dil
gibi.. Gavur oldum çıktım hahaha :D En bomba olay, her çarşamba
diğer yurttaki Spunk adlı barda parti olması.. Ve en inanılmazı;
Tekila ve Bira 50 cent yani 1 milyon türk parasıyla :S
Yurttaki tiplerlede tam 23 nisan muhabbet.. Bir arkadaş grubu oluş-
maya başladı tam olarak şöyle ülkeler:D : İsrail - Finlandiya - Çek Cumh.
Amerika - Avusturya - Türkiye :S hafta sonu bu grupla Kölne gidelim
diyoruz.. ( Bu arada herkez inanılmaz dakik.. Acaip programlı..anlayamıyorum
nasıl )
Yukarda adı geçen Amerikalı arkadaşımız, Leila adında Alman Kültür ve
Edebiyatı okuyan bir genç kızımız. Kendisi poaça yemekten patlayacak resmen
Varsa böyle fırın işi poaça tarifi bilen bana mail atsın.. Yapmaya çalışalım
burda :D

Buyur Yigenim


Şehir merkezinde aynen yandakine
benzeyen bir dönerci var.. Yozgatlı bi
abi.. Çok korkuyorum kendisinden..
Mümkün olduğu kadar dükkanın
önünden geçmemeye çalışıyorum..
Geriliyorum göz göze gelince..:S

Baba beni okula gönder:D

Saati ileri almayı unutarak yaşadığım uyumsuzluğu henüz atlattım.
Ay sonu bir türlü geçmek bilmiyor sanki.. Çünkü şu lanet derslerleri
araştırıp alacağım derslere karar vermemin üstünden 1 haftaya yakın
geçti ve çok sıkıldım artık sanırım projelerle ilgilenip boş zamanların
daha da kıymete binmesini istiyorum.. Havalarda ısınıyor gibi gerçi..
Geçen cuma, ilk Erasmus partime katıldım.. Dünyanın dört bir
yanından gelmiş bir ton değişik yüz, bir ton değişik isim.. Hepsiyle
tanıştığıma memnun oldum gerçi ama çok azının ismini aklımda
tutabildim sanırım:D Gayet güzeldi gerçi..Eğlenmek için bir araya
gelmiş sevimli insanlar:: Bu arada ne şanslıyım ki hangi tiple
tanıştıysam, hepsi Türkiye'ye gelmek için can atıyo, hepsi Türk
kültürüne ve insanlarına hasta.. E canımı yesinler tabi gelsinler
rakımı çayımı esirgemem:S
Pazar günü hava mis gibiydi adeta..Yurttaki arkadaşım Anna ile, şu
geçen gün bahsettiğim şu K20 denen müzeye gittim Düsseldorf'taki.
Hani böyle paso sergi gezeyim müze gezeyim kaygım yok ama
yıllardır göz aşinası olduğumuz bi çok ünlü ressamı görmek harbiden
bi hoş yaptı içimi.. Dali'sinden Picasso'suna, Lichenschtein'dan
Mirosuna Pollock'una bi ton tanıdık çalışma gördüm..
Çok da ferah bi sergi salonuydu.. Görevlilerden hiç biri, paranoyaya
bağlayıp bakışlarıyla bizi rahatsız etmiyordu.. ( bilmiyorum hep
gerilirim onlar ağır adımlarla yürürken sergi mekanında..)
Of bu arada yamyam Almancamı ilerletmeye çalıştıkça, karşıma
bir Türk çıkıyor veya birisi yabancı olduğumu anlayıp İngilizce
konuşmaya başlıyor.. Yakında gaza gelip ''Sadece Almanca Konuşun!'
Diye uyarıcam herkezi:S Düşünsenize bi pizzacıya girdim İtalyan
herkez belli.. Kasadaki eleman bi süre Türkiye'de yaşamış bana
oo kardeş neresindensin falan dedi.. Gelde gülme.. Her yerdeyiz:D
Bide bi olaya denk geldim bugun kameralarin önünden geçtim
belki televizyonlarda görünürüm diye de bilmiyorum..
Olay şuydu; Almanya'daki Türk okullarında, Türkçe dil eğitimi
hafifletilmeye çalışılıyormuş, emekli olan Türk öğretmenlerin
yerine, Alman öğretmenler atanıyormuş..Bunu öğrenip ayaklanmış
binlerce Türk.. Bende girdim aralarına beş dakkada.. Slogan falan
saydırmadım:S Ama çok etkileyiciydi görseniz...
Neyse.. Salıyı iple çekiyorum.. Başlasın artık okul..
Görüşürüzz::

Türbülans



Buda türban mevzusuyla ilgili
yapmaya çalıştığım bir afiş..
Kelime espirisi Açelya'cığa ait..
Uzun süredir konuşuyorduk aslında
bunu ama anca oturabildim başına..
Bide böyle gurbet ellerde gaza geldim
biraz toplumsal içerikli afiş yapayım
diye sanki :D ama şu an gündemde
ne var bilmiyorum.. en son bıraktığımda
bu türban bıdısıydı en önemli şey..
Merak ediyorum bu arada yaa::
hiç gazete okumazdım Türkiyeden..
Şimdi bi 'POSTA'ya tamamım :D

Return of the Herkül ?

Bulunduğumuz binada, her katta, odalardan ve güvenlikten
sorumlu bir görevli var. ' Haus Meister' denen tipler..
Bugun onlardan biri geldi aşağıya resepsiyona. Bende
güvenlik önlemleri hakkında konuşmak için yanına gittim.
Dedim 'Aga benim bisiklet çalındı..Nolcak böyle.. Geçen gün
,resepsiyonla konuştum tık çıkmadı..Sen bişey biliyomusun
ne yapabiliriz?' Bu soruma daha önce herkez ' polise gitmelisin'
cevabını vermişti.. Fakat abi birine telefon açtı ve benimle
gel diye işaret etti..
Yurdun zemin katında, kullanılmayan bi odaya gittik..
Kapıyı açtı.. Herkül o karanlık odada öylece duruyordu!
Parıl parıl :S.. Dedim abi neden yaptınız böyle bişey?
Neden söküp aldınız ordan? Hadi yaptınız neden bize haber
vermiyorsunuz?.. Sahibini bilemediğimiz için ondan haber
bekledik dedi adam.. Burada çok hırsızlık oluyor..
Gündüzleri siz okuldayken dışardaki bisikletler hiçte güvende
değil.. Gibi bişey söyledi adam ve içerde saklamamı söyledi
İyide anlamadığım şu ; Madem öyle neden resepsiyona
bildirmiyorlar???
Almanya da şöyle bir sorun var tespit ettiğim;
Birşeyi on farklı şekilde sormak gerekiyor istediğimizi alabilmek
için... Ben çalındı ortada yok dediğimde bana günlerdir sadece
polise git dendi.. Ama ben 'Birisi almış olabilirmi sizden??'
diye sorsaydım belki cevaplayacaklardı..
Bu nasıl zihniyet ben anlamadım.. Sanki herkezin beyni adeta
şartlanmış belli sorulara belli cevaplar vermekle...
Kalıplar doğrultusunda yaşayan binlerce insan :D
Mesela burda doğup büyümüş biri, evinin 2 yan sokağındaki
kiliseyi bilmiyor.. Çünkü daha önce hiç gitme ihtiyacı duymamış
olabilir.. Ama gitmediği için öğrenme, bilme ihtiyacı da
duymamış.. Bi garip.. Neyse.. Herkülü odamda tutuyorum
balkona kitledim:S Çok mutluyum geri geldi diye..
Hafta sonu, Düsseldorf taki modern sanatlar müzesine
gideceğim o bahsettiğim karma sergiyi görmek için..
Baya önemli bir sergi.. Yazarım onla ilgili bişeyler..
Pazartesi de ders tanıtımları ve toplantılar başlıyor of
bi heyecan bastı acaip.. Neyse.. Görüşürüz.

İlk ve son 'Karamsar' yazı.

Selamlar herkeze... 2 gündür çok kötü şeyler yaşıyorum...
1.si ; sevgiyle bağlandığım, kendisinde teselli bulduğum bisikletim
Herkül çalındı... Onu yerinde göremeyince gerçekten acaip kötü
duygular hissettim... Aslında onu içerde muhafaza etmeliydim ama
işin kötüsü, onunla birlikte yurt kapısının önünde bağlı olan diğer
bisikletleri de götürmüşler... Kilidi açarak tabi.. Sonradan burda
Alp'in arkadaşından öğrendim.. Bu tarz klasik bisikletler, hırsızların
daha çok gözdesiymiş... Biliyordum zaten herkülün güzel olduğunu..
Yanından geçen herkez bakıyodu çünkü gerçekten.. Güzeldi...
Paranoyak oldum yoldan geçen bütün bisikletlere acaba benimki mi
diye bakıyorum... Neyse bi şekilde çalanın bir yerinden çıkar diyorum
ve geçiyorum...
2.si ise, yurdun içinde de bi fare var habire ortak mutfak dolabından
yemek yürüten... Geçen gün sütüm çalındı sesimi çıkarmadım..
Canı çekmiştir dedim... Bugun de dolabı açtığımda ne salamım ne
peynirim ne de ekmeğim yerindeydi... Hayır şikayet etsen nasıl önüne
geçilecek.. Üst katlardan belli belirsiz biri geliyor belli bir vakit
aşırıyor ve gidiyor... ki aptal kafam hala iyi düşünmek istiyor...
'Belki bozulmuşlardır da biri atmıştır?' demek istiyor ama yok arkadaş..
Avrupa dedik bağrımıza bastık. Ama yok. Gördük ki ' Göt, her yerde göt'.
Bi daha günahımı koymam ortak dolaba.. Kimseye de gram iyilik
yapmam malzeme konusunda...Alet edevat vb. hiç birşey... Önümde
eğilse, açlıktan ölse nafile... Başını veririm...
Burda hakkaten çok yalnızsın.

Alışma Temposu




Serinin 3. ve şimdilik sonuncu kısmı::
Bundada bu 2 hafta içinde uyum
sağlamaya çalıştığım süreci ele
alayım dedim..Of yanliz
silgi çöplerine dikkatinizi
çekerim.. Spontanlığın bu kadarı:D
Belki dönüş zamanlarındada
yaparım bir seri:D
kafamdakileri böyle anlatmak
çok zevkli çünkü..

ZoOo::::

Dünün güneşinden baya bi yararlandım sanırım.. Sabah herkülle
gezdim sonrasında biraz çalışıp hayvanat bahçesine falan gittim::
Daha önce küçükken de olsa bir kaç hayvanat bahçesine gitmiştim..
Ama bu çok ilgimi çekti.. Çünkü yakından görmek istediğim birçok
hayvanı gördüm resmen 1 metre ötemde...
İşte ilgimi çekenler ve izlenimlerim::;




Flamingolara diyecek laf yok..
Dünyanın en zarif yaratıkları.. Hani al şeker
diye ye.. o kadar yani..







Orangutan dostlarım çok iyiler..
Size selamları var.. Abla doğurmuş!
Bebeğiyle, yaptığı salıncakta uyuyo..
Büyük oğlan pek bi yaramaz..
yapma dedim dinlemedi..
Düşürdü sonunda kovayı...
Deyyus...







Bu yaban domuzu vücutlu kunduz suratlı
sevimli yaratıkların adını unuttum...
Ama yavrusundan verseler bi tane
bakarım vallaha itiraz etmem..
Sosis gibiler::






Şu yanda gördüğünüz karınca yiyeni
on tane elim olsa biriyle sevmem..
Pislik bişey yaa off..
Samimide olmam..
Meraba meraba.. o kadar...




Şu yanda gördüğünüz pislik şey, 'sloth'
türkçe deki adıyla, tembel hayvan...
Şempanzelerden sonraki en sevdiğim
yabani hayvan..Bu itin suratını görmek
için elimden geleni yaptım.. Bağırdım
ıslık çaldım..Ama başaramadım..
Sırtını kaşıdı ve uyumaya devam etti..
Allahın cezası...:D
Bu arada bunun kafesi falan yok..
Tembel ya garibim.. kaçamaz nasıl olsa:D



İşte bunlar :D!

En kıyak hayvanlar bunlardı bence..
Meraklılar ve sevimliler..
Bide dikkatle bakarsanız '' Türk bunlar!''
diyeceksiniz sizde :D
Ben çok samimi buldum kendilerini::
Şahsen bi çay ısmarlar tavla atarım..

Uerige...

Düsseldorf'dan tabi ki en çok aklımda kalan, Uerige adındaki bira eviydi...
İlk öğrendiğimde inanamadım ama 148 yıllık bir bira eviymiş.. Gerçektende
tarih kokuyodu o birayı içince falan baya bi gaza geldim...Biralar
oturma salonlarının çevrelediği bir boşlukta yapılıyor..Bizzat görüyorsunuz
o bakır imbiği ve içinden çıkan birayı...İçerisi insan kalabalığı resmen
amaç bira içmek ve muhabbet etmek..Türkiyede hep yaptığımız gibi
'oturmadan olmaz' mantığı yok.. Yer yoksa bi köşede ayakta içiyor
insanlar paşa paşa..2 çeşit birası var bir standart beyaz bira, bir de 'Alt'
denilen, hayvani alkol içeren ünlü esmer birası...Fiyatlar ise gayet ucuz..
Aşağıda da oturduğumuz salondan gözüme takılan biriki fotoğraf
koydum::
Bilhassa şu öndeki morlu teyzeye dikkatinizi çekmek
istiyorum! Mekandaki sistem şuydu ; ne kadar
içersen bardak altlığına o kadar tik atıyor garson..
Sonra sende onu gösteriyorsun adisyon niyetine::
Kalkarken teyzeninkine baktım da yan gözle.. 7 tane
içmiş resmen.. Lan ben 2 tane içtim ve çakır keyif
oldum of resmen 'Sünger Teyze'ymiş kendileri..
Tebrikler... Heralde babaneme 7 tane içirsek
çok kötü şeyler olurdu..
Ayrı coğrafyalar ayrı kültürler tabi.. Bira su gibi orda!
Gerçi.. Sıkıyosa gelsinler de rakı içsinler:D


Bunlarda yanımda oturan kafası güzel amca ve
teyze heykeli:D İnanın heryer bu tip yaşlılarla
dolu:: Çok zevkli onları izlemek.. Ve acaip
güzel gülüyolar Sanki hiç dertleri tasaları
yokmuş gibi ..Durmadan da sosis ve patates
kızartması yiyorlar..Anlayamıyorum resmen
bunlar ne biçim yaşlı :D Süper değilmi ::

İlk gezi ; Düsseldorf

Dün, Dortmund'un da içinde bulunduğu Nord Westfalen bölgesinin
başkenti diyebileceğimiz Düsseldorf'a gittim..Bu Nordrhein Westfalen
yani Nrw, içinde Köln, Dortmund, Essen, Düsseldorf ve işte bi kaç şehrin
daha bulunduğu 'Kuzey Almanya' ya verilen genel ad. Bölgede endüstri
sanayi ticaret o tür aklınıza gelebilcek herşey tavan yapmış..Halkın
orta kesimi bile bizim İzmirin zenginleri gibi yani öyle söyliym:S
O yüzden yaşam gayet pahalı diyebiliriz..( Evet evet gayet ! ).
Düsseldorf'da bu bölgenin kalbi gibi aslında.. Gayet kalabalık ve
Almanya'ya göre gayet hayat dolu bir yer..Ben Dortmund'dan sonra
çok çekici buldum şehir merkezinin yanından akan nehiri, geniş
ve ağaçlı sokakları ve sevimli sokakları ile gayet iyiydi..
Tabi aradığınız her türlü Ferrari, Maserati ve Porche modelini de
görebilmek ayrı bir keyif.. Küçük olmasına rağmen 1 günde
gezebilmek tabi ki mümkün değildi..Bu gezi sadece bi girişti aslında.
Haftaya, nisan sonuna kadar açık olan karma bir sergiye gideceğiz.
Nrw'nin en önemli müzelerinden birinde, ünlü 21. yy ressamlarının
karma sergisi. Yani Düsseldorf'la ilgili yazacaklarım burada
bitmiyor::

Güneş?!

Hayret yav bugun hava acaip aydınlık hakkate:S Gece kar yagmış
heralde yerler hafif karlı.. Ama pırıl pırıl bi hava var..
Bu yakınlardaki ormanımsı yere gittimde sabah kahvaltıdan önce
insanlar atmış kendini sokaklara direk... Bugun paskalya tatili
diye kapalı olur her yer diyordum.. Ama ormanın içindeki
hayvanat bahçesi açıkmış... Birazdan çocukla* oraya gidicez..
Ordaki maymun dostlarımla selamlaşır muhabbet ederim falan..
Bi sosisli çakar geri dönerim çalışmaya odama:: tabi öncesinde
çocuğu* yıkamam lazım çok kirlendi yavrucak.. Bide kedi gördüm
bugün geldiğimden beri ilk defa...Pisipisi dedim bakmadı!
Pisipisinin Almancasını bulmalıyım biran önce:S Çıktım odadan
aşağı indim sevmek için ama nafile.. Gitmişti..:/
( * çocuk = herkül::D)

Botanik Bahçesi

Bugün herkülle botanik bahçesindeydik..
Birbirinden farklı çiçekler ve bitkiler
için ayrılmış devasa bir park...
Heryerde ördekler sincaplar falan vardı..
Çekemedim lavukları kaçtılar...
Tabi buraya mevsiminde gitmek gerek.
Sanırım tadı o zaman çıkar..
Yine de ilgi o kadar çoktuki.. Huzur!.

Herkülüm!

İşte yeni dostum:S
Aynı yaştayız onunla...
Tekerlekleri biraz ince
olsada, en ufak tümsekte
popomu kanırtsa da
seviyorum onu::
herseyi yerli yerinde
bide bole antika gibi
bikac insan begendi::
Mustang muamelesi
görüyor deyyus
Ahehae:D

Çok kişisel bir 'Afiş' :P

Bide bunu buldum az önce :D
Ortada Emre'nin engin tecrübeleri
ile belirttiği önemli noktalar ve
şehir haritası.. Yanda da benim
karman çorman notlarım...
Yapacaklar listesi gibi birşey..
Paylaşmak istedim bunuda::
Hakkaten bu kağıt, hayati önem
yaşıyordu ilk vardığımda
Dortmunda :D

Saol Emre :S ! !

Fazla kasvet!..

Burda hiç güneş açmazmı diyorum sık sık... Var ya hep gri
hep gri... Güneş günde on dakika falan görünüyor... Bide
etrafta paskalya telaşı var şimdi...Yumurtasını alan kaçıyor:S
Haftasonu bomboş olacakmış sokaklar..Gri ve boş bi h.sonu
bekliyor beni sanırım... 2. el bi bisiklet aldım hevesle...
Burda olay bisiklet sanırım! Keşke bizdede öyle olsa..
Bisiklet için trafik ışıkları bile var...Yollar kaymak gibi dümdüz
Şahsen otobüste uyuya kaldığımda beyin tramvası
geçirmiyorum titreşimden:D Neyse işte çekicektim bisikletin
fotosunu da hava baya bozuktu çekemedim...
Yakınlarda devasa bir botanik bahçesi var göleti falan var
Umarım hava güzel olurda yarın oraya bi gezi düzenlerim
sevgili bisikletimle..( Bisiklet benle yaşıt bu arada :S )
Görüşürüzz::

Yukarıdaki işe, buradaki ilk çalışmam diyebilirim... Karton
dosyalarından yaptığım cins bir kompozisyon...Sanırım
ilk haftalar ne kadar asosyal oldugumu anlayabiliyorsunuz :D

Ve ilk resimler...

Ve çektiğim ilk fotoğraflar...Yanda
yaşam alanlarımdan kesitler
görmektesiniz:: İlki benim yurt binam.
Aslında sosyal bir tesis.. Fakat biz
okulumuz için ayrılmış bir başka binada
kalıyoruz.. 2.si ise sevgili odamın
manzarası... 3. ve 4. ise sıkıntıdan
saçma sapan süslediğim odamdan
kesitler:D. Ara sıra böyle fotoğraflar
koyacağım sanırım...

Yeni Gelin !

Of sorumluluklar kervanina bir yenisi daha eklendi... Çamaşır!!!
Aile yanında yaşadığımdan olsa gerek daha önce hiç bi alakam olma-
mıştı çamaşır makineleriyle deterjanlarla falan... O yüzden yeni gelin
olsun istedim bu girişin adı :D ' Alışma Temposu' adı ile 3. dandik
'çizgiromanımsı'm yakında geliyo :D orda 'yeni gelin' Oğuzcan'ı daha
yakından tanıyacaksınız :D...Bu gunlerde bana en çok sorulan soru;
'' Ee başladı demi okul?? Nasıl gidiyo ?? '' Şöyle ki ; Burdaki sisteme
göre ilk önce almayı düşündüğünüz derslerin tanıtım ve sunum tarih-
lerini öğrenip katılmanız gerekiyor.. Modüller uyduğu sürece istedigi-
niz kadar ders alabiliyorsunuz...Ders seçimlerinde sınırlama söz
konusu değil...Bir nevi kendi okulunuzu kendiniz yaratıyorsunuz gibi
birşey... O yüzden okulun başlangıç süresi olarak verilen bu hafta başı
aslında tanıtımların başlangıç tarihi.. Sanırım seçimlerin bitmesi ve
derslerin başlaması, nisanın ilk haftasını bulucak...
Ama araştırdığım kadarıyla inanılmaz ilginç dersler var...
Onları daha sonra yazarım...

Ve ilk hafta...

Ve ilk haftanın sonu... Odama yerlestim gibi. Of sanırım yavaş yavaş
yurt dışında olduğumu idrak etmeye başlıyorum. Öyle ki 5 aylık da
olsa kalıcı bir düzen kurmam gerektiğini anlayıp İkea'ya falan gittim
bişeyler aldım odam için falan.. Şimdi kendime bi sandviç yaptım
bol mozarella peynirli falan. Bol buldum ya ucuz bide of..
Arap yağı bol bulunca bi tarafına sürermiş hesabı.. Bide ayıptır söy-
lemesi bi kaç bira aldım kendime içicem birazdan...
Çok garip bir yer gibi geliyo burası şimdilik.. Tabiki alışılır ama
nerde öyle canım kuzu etleri, kokoreçler, dana etleri...
İnsanlar ölesiye domuz sosisi yiyor burda.. Tamam lezzetlide her gün
yenmezki be kardeşim...Iykk.. Gözüme şiddetle çarpan noktalardan
biri; Burda kendimi sınırlandırılmış hissetsemde, aslında herşey
insanlar için.. Otobüste giderken belini kırma riskin yok mesela
yollar bozuk falan değil çünkü.. Kaymak gibi.. Ne bileyim her
durakta otobüsün süspansiyonları iniyo ve otobüs kaldırıma sıfırlanıyo
kısa boylular ve engelliler rahat insin çıksın diye...
Her durakta anons yapılıyor aktarma bilgileri veriliyor falan.
Böylelikle şöförlerde minimum cinnet geçiriyor sorulan sorular
az olunca tabi... Ya bunun gibi daha onlarca şey ne bileyim anladınız
işte... Okul başlıyo pazartesi günü sonunda. Bakalım neler bekliyo beni..
Onlarida aktarmak için sabırsızlanıyorum.. Hadi görüşürüz hafta içi.

İlk İzlenimler

Yolculuk Notları

Oeh!

Almanya denen memlekete 10 Mart Pazartesi günü vardım.
Böyle gaza gelip ortalıktan kaybolduğum için kusura bakmayın::
Ama çok garip bir yolculuk ve ardından bambaşka bir kültür..
Alışmak o kadar zor ki.. Çok garip.. İyi veya kötü diyemem
ama insanin her şarta alışabileceğini düşünürsek, kısa süre sonra
burayı da benimseyeceğim... Dün itibari ile odama yerleşmiş
internetimi açtırmış bulunmaktayım :D.
'Yolculuk Notları' ve ' İlk İzlenimler' adında 2 karlama yaptım.
Sonraki eklentiye 'Yolculuk Notları'nı koymayı düşünüyorum.
Sanırım çatır çutur yazmaktansa o şekilde anlatmam ve anlamanız
daha kolay sanırım:D ara sıra içimden geldiğince bu şekilde
çizmeyi düşünüyorum. Dandikler evet ama sempatik bi hava da
barındırmıyo değiller ::P
Şehir planını kafamda oturtur oturmaz fotoğraf çekmeye de
başlayacağım. Okulda haftaya başlıyor.. Çok helecanlıyım bu arada
Of neyse. Şimdilik bu kadar hadi selam okumayanlara ( :S )

Neden Casus Kokoreç?

Hazırlık temposunun, telaşın, ıvırın zıvırın dibine vurduğum
şu günlerde arkadaşlarımdan gelen yegane soru ;
'' neden kokoreç ?? neden casus??''.Şöyle ki ; Aynı zamanda
hayatımın besini olarak sayabileceğim sevgili kokoreç, aslinda
onca ön yargiya rağmen keşfedilmemiş bir dünya...
Keşfedilmemiş bir alt kültür.. ( Sevenler lütfen destek olsun..) .
O yüce besine ön yargılarla yaklaşılan bir ülkeye gittiğimi
farkettiğimde, aslinda vatandaşi olduğum ülkeye de en az
o kadar ön yargı ile bakildiginive bakilacagini düşündüm...
Sanirim keşfedilmemiş tatlar ve giydirilen ön yargılar konusunda
Türkiye ve kokoreçin çok fazla ortak noktasi var :D
( vallahi bak saçma ama öyle :D) Dolayisi ile ayni zamanda
Türkiyeyi'de simgeleyen ve casus kılığına bürünmüş bir kokoreç
karakterinin, hem içinde bulunduğumuz bu olayı ve beni fazlasi ile
yansitacağini düşündüm. Hepsi bu :D Aslinda gerek yok hani
bu kadar deşmeye..Casus Kokoreç işte..

Destur

Herkeze selam!! ( ailemden, bizimkilerden, deugra'dan
herkeze..) Bu garip isimli blog sitesi, ilk basta tamamen geyik
üzerine atilan bir fikirdi aslinda..Uzerine gidip kafamda biraz
daha sekillendirdigimde, bir erasmus ogrencisi olarak aslinda
hakkatende islevsel ve matrak bir proje olacagini farkettim.
Amacim; her seyden once, kendim ve bu siteyi ziyaret eden
sevdiklerim icin umumi ve dogal bir gunluk kivami yakalamak.
Unutmak istemediklerimi, yasadigim garip ve guzel tecrubeleri
buraya depolamak..Tabi ayni zamanda, bütün bu yasadiklarimi
gezip gördügüm yerleri, meslegimle iliskilendirerek
yorumlamak gozlemlemek. Ikinci amacim ise; ebedi bir grafik
tasarim ogrencisi olarak, Almanya'daki gorsel iletisim
egitimine, tasarimin ülke bazinda gecerli oldugu noktalara
Turkiye ile karsilastirmalarina deginmek. Bu sürec icinde
kendi kisisel calismalarim disinda, orada gundemde olan
ve bize hitab eden herseyi paylasmaya calismak.
( Tasarim trendleri, ogrenci isleri piyasadan örnekler, tasarim
disinda gerek duydugum ilginc konular..) Uzun lafin kisasi
amacim; gurbet ellerde yasayan bir gencin gunluk
yasamina ve deplasmandaki tasarim kesfine sizleri tanik
etmek::D Bu amatör ve deneysel ogrenci projesinde, ara sira
yayinlanacak sacma yazilar, yorumlar, argolar ve yazim
yanlislari icin simdiden ozur...

Sevgilerrr::